24 Saatte Moskova – İki Uçak Arası Gezmek!

24 Saatte Moskova!

Aslında bloga bir Moskova yazısı yazıp yazmamak konusunda kararsız kalmıştık. Çünkü Moskova’yı Ermenistan’a giderken yaptığımız aktarma sayesinde, ama sadece 24 saat gezebildik. 2017 dileklerimize ‘elimizden kayıp yere düşen nutellalı ekmeklerin nutellalı kısmı üste gelsin’in yanına ‘Moskova’yı tekrar ve güzelce gezelim’i de ekledik ama içimiz rahat etmedi. Özellikle Aeroflot’la uçanların Moskova’da ne kadar uzun saatler aktarma arası beklediğini bildiğimiz için bir ‘İki Uçak Arası Moskova’ yazısı yazalım dedik. Detaylı olanı bir gün Moskova’ya tekrar gidince gelir artık. 🙂

Bir de ‘biz’ dediğime bakmayın, bu benim(Asya), birlikte tuttuğumuz blogumuza yazdığım ilk ‘tek’ yazı. Çünkü Ermenistan’a bir Avrupa Birliği projesi ile gittim ve yanımda bu kez Umut değil arkadaşlarım vardı. Neyse, bir de böyle bakalım tek yazmak nasıl oluyormuş.

Eğer Aeroflot firmasıyla özellikle okyanus aşırı uçuşunuz varsa, iki uçak arasındaki aktarma 30 saati bulabiliyor. İstanbul’dan özellikle Baltık tarafına gidecekseniz (Estonya-Letonya-Litvanya), Aeroflot hem ucuz bir alternatif hem de Moskova aktarmalı olduğu için Moskova’yı gezme şansınız olabilir. Bizim de Istanbul–Erivan uçuşumuz Moskova aktarmalıydı ve arada tam 24 saat vardı. Bu 24 saatin sonlarına doğru yorgunluktan ve uykusuzluktan bir sinir krizi geçirmeye yaklaştıysak da, zamanımızı efektif kullandığımızı düşünüyoruz. Bir de farkettik ki, 24 saate aslında çok şey sıkıştırmak mümkün. Sadece biraz hazırlanıp gitmek ve iyi bir plan yapmak gerekiyor.

Gitmeden önce araştırmanız gerekenleri hemen hap hap yazalım;

Ek not: Biz bu geziyi yaptığımız dönemde Rusya bizden vize istemiyordu ve bildiğiniz üzere Rusya şu an bizden vize istiyor. Vize ha tekrar kalktı-kalkmadı söylentileri tabii ki var. Şu anlık Moskova’da aktarma arası vizesiz dışarı çıkılmıyor. Ama ne olur ne olmaz biz yazalım dedik.

Sheremetyevo Ekspress

Aeroflot çoğunlukla ‘Sheremetyevo Havalimanı’nı kullanıyor. Buradan da şehir merkezine ‘Sharemetyevo Express’ ile kolayca gidebiliyorsunuz. Yaklaşık 1 saat sürüyor. Taksilere bulaşmanıza hiç gerek yok (ayrıca taksi 100 Usd falan tutar zannımca).

Ruslar çok iyi ingilizce konuşmuyorlar ama çok yardımseverler. Hatta o kadar yardımseverlerdi ki garipsedik yani bir an. Noluyo lan adamlar bizden daha sıcakkanlı falan dedik (Ruslar mı?Sıcakkanlı mı?Nalaka?? dediğinizi duyar gibiyiz. Hatta yol sorarken ayaküstü tanıştığımız bir kadınla hala Facebook’ta ara ara konuşuyoruz falan).

Moskova aslında ‘ekstrem’ pahalı bir şehir değil ama şehri 24 saat içinde gezince, doğal olarak şehrin en turistik spotlarında dolaşıyorsunuz ve biraz pahalıya patlıyor (ama değer!)

Moskova metrosu demişken; gerçekten de metronun durakları, duvarların süslemeleri, hiç beklemediğiniz yerde karşınıza çıkan avizeler(!), aşırı düzenli oluşu kısacası her şeyi çok güzel. 10 binişlik metro bileti alıp, gideceğiniz yerlere kolayca metroyla gidebilirsiniz. Bir de o kadar geniş bir metro ağı var ki, ilk bindiğinizde zaten kayboluyorsunuz. Gün içinde o kaybolmuşluk hissi geçiyor.

Bir de en önemlisi, gitmeden telefonlara ‘moskow metro’ ve ‘maps.me’ aplikasyonlarını indirip, gideceğiniz yerleri pinlemek. İnternetsiz de çalışan aplikasyonlar oldukları için hayat kurtarıyorlar.

Biz 24 saatimiz olduğu için kendimize bir gezilecek yer listesi çıkarmıştık ve hesaplarımız aşağı yukarı tuttu. Bu süre içinde, Nazım Hikmet’in de mezarı olan ‘Novodeviçiy Mezarlığı’ndan başlayarak Kızıl Meydan, Leninin Mozolesi, yine Kızıl Meydan’daki Moskova Devlet Tarih Müzesi, Kremlin Sarayı, St. Basil Katedrali ve GUM Alışveriş Merkezi(alışveriş yapmak için değil tabii ki mimarisi için), Kızıl Meydan’ın karşısındaki Bolşoy Tiyatrosu, sonra da Puşkin Müzesi’ni ve aynı yol üzerindeki Kurtarıcı İsa Katedrali’ni, son olarak da Gorki Parkı’nı gezdik. Aralarda da gözümüze kestirdiğimiz bir restoranda Borç Çorbası denedik ve bir-iki yerde de kahve molası verdik.

Böyle anlatınca sanki 24 saate sığmazmış, sığsa da pert olurmuşsunuz gibi geliyor ama o ‘her yeri gezme’ heyecanıyla, yorgunluğu unutuyorsunuz. Biz bu ‘maraton’da dört arkadaştık ve sonlara doğru ayaklardaki ağrı, sürekli poz vermekten yorgun düşme ve pes etmeden selfie çekmeye devam eden arkadaşlara hayretle bakma dışında her şey yolunda gitti (Burada Batu, Hazal ve Utkuna’a selam gidiyor). O yüzden böyle uzun bir aktarmanız varsa merak etmeyin, uçakta uyuyorsunuz geçiyor. 🙂

Bir de eğer daha az süreli bir aktarmanız varsa ve nokta atışı yapmak isterseniz ‘Kızıl Meydan’ı seçebilirsiniz.

Bir fikir vermesi açısından yaptıklarımızı sırayla ve saat saat yazıp, en sonda da liste yaptık.

Novodeviçiy Mezarlığı:

Moskova’ya gelirken bir konuda hemfikirdik. Dördümüzün de isteği ilk önce Nazım’ın mezarına gitmekti. Novodeviçiy’de sadece Nazım değil, Gogol, Çehov, Mayakovski gibi sanatçıların mezarları da var ve mezar başlarındaki heykeller o kadar iyi düşünülmüş ki, gerçekten çok etkilendik.

Hem Novodeviçiy şehre biraz uzak olduğu için ve ilk önce uzak olandan başlamak istediğimiz için, hem de Nazım’ın yeri bizim için çok özel olduğu için ilk durağımız burası oldu.

Novodeviçiy şehrin biraz dışında kalıyor. Metroda ‘kırmızı hat‘a biniyorsunuz ve ‘Sportivnaya’ istasyonunda iniyorsunuz. İndikten sonra 5 dakika yürüyerek mezarlığa ulaşabilirsiniz. Girişte 2 Usd’ye kroki satıyorlar.

Biz havaalanına sabah 5 gibi inmiştik ama mezarlık 9’da açıldığı için önce kahvaltı yaptık ve tam 9’da Novodeviçiy’de olduk. Mezarlığı ve çevresini gezmek yaklaşık 1buçuk saat sürdü.

Buradan Kızıl Meydan’a yine metroyla kolayca gidilebiliyor. Kırmızı hatta binip ‘Bibliotekha im. Lenina’ durağında iniyorsunuz. Bizim biraz acemiliğimize geldi ve metro yerine önümüze ilk çıkan otobüse atladık. Hatta şöföre biletimiz olmadığını, nereden alacağımızı falan sorarken ‘sizi bedava götürecem’ gibi bir el hareketi yapıverdi(!). O saatten sonra bizim için Rus İnsanı = Sıcakkanlıdır.

Kızıl Meydan:

Saat 11 gibi Kızıl Meydan’a geldik. Kızıl Meydan, Moskova’nın devasa, Komünizm döneminin ünlü törenlerine, olaylarına sahne olan meydanı. Kremlin’in doğusunda kocaman bir alanı kaplıyor ve 15.yüzyılda Kremlin’in duvarları tamamlandıktan hemen sonra yapılmış. Bir de öğrendik ki, meydanın ismi çoğu kişinin sandığı gibi komünizm zamanında koyulmamış. Kızıl’ın ruslar için anlamı ‘güzel’ demekmiş ve çok daha eskiden beri adı Kızıl Meydan’-imiş. Yani Komünizmle veya herhangi bir kanlı eylemle alakası yokmuş.

Kızıl Meydan’da ilk önce ‘Lenin’in Mozalesi’ne gittik. Saat 13’e kadar açık ve ücretsiz. Normalde çok sıra oluyormuş ama biz gittiğimizde sıra yoktu. Mozaleye merdivenlerden iniyorsunuz ve inerken kapıda bekleyen askerler sizi biraz düzeltiyor, mesela eliniz cebinizdeyse, cebinizden çıkartmanızı rica ediyorlar. Şaşırmayın. Bir de içeride fotoğraf çekmek yasak.

Lenin’in Mozalesi’nde fotoğraf çekmek yasak. Ama gördüğünüz gibi bahçesinde serbest.

 

Lenin’in Mozalesi’nden sonra yine ‘kızıl’ renkteki ‘Moskova Devlet Tarih Müzesi’ne gittik. Müzenin kızıl taş binası zaten bir şekilde ilginizi çekiyor. Birisi bu müzeyi gezmek için gereken zaman ‘5 gün’ demişti(!) Sanırım hakikaten de öyle ve açıklamaların yüzde 60-70’i Rusça olduğu için sadece fotoğraflara bakıyorsunuz. Biz de kabataslak bakıp vakitsizliğe söverek çıktık. İçimizde kaldığı doğdudur.

Kazan Katedrali – Selfie çubuklarını meydana çıksın.

 

Hemen müzenin yanındaki ‘pembe-kızıl’ katedralin adı ‘Kazan Katedrali’. Moskova’nın önünde en çok ‘selfie’ çekilen yapısı olabilir.

GUM

 

Meydanda ilerlemeye devam edince karşınıza ‘GUM Alışveriş Merkezi’ çıkıyor. AVM deyince aklınıza ‘Cevahir-Akmerkez’ karışımı bir şey gelmesin. GUM’un heybetli binası 1800’lerde kurulmuş. GUM’da kahve molası vererek hem biraz dinlendik hem de bol bol etrafa bakındık.

 

Ne yalan söyleyelim, gitmeden önce biz de bunu Kremlin sanmıştık – St. Basile Katedrali çıktı

 

St. Basile Katedrali:

Hani haberlerde hep Kremlin’den bahsedilirken gösterilen bir fotoğraf var ya, o işte aslında bahtsız St. Basil Katedrali! Bu katedral tam bir bahtsız bedevi-imiş. İlk önce 1737 yılında çıkan yangında zarar görmüş. Sonra da Napolyon bu katedrali aşırı beğendiği için savaştan sonra alıp Paris’e götürmek istemiş. O da olmayınca 20. Yüzyılda Bolşeviklerin saldırısına uğramış. Neyse ki şu an sağlam ve Kızıl Meydan’ın simgesi durumuna gelmiş durumda.

İçini gezmek isterseniz girişi 250 Ruble (1 Dolar = 60 Ruble olarak düşünebilirsiniz).

Kremlin Sarayı:

Kremlin Sarayı’da hemen St. Basile Kilisesi’nin yakınında. Kremlin’in en önemli salonu Georgiyev; hala ülkenin idari merkezi ve Moskova’yı ziyaret eden devlet başkanları bu salonda kabul ediliyor. Kremlin’in tamamını gezmenin imkanı yok, zaten izin de verilmiyor. Biletler ziyarete açık 4 bölüm için 4 farklı kategoride satılıyor. Eğer bizim gibi zamanınız yoksa bahçesini gezebilirsiniz (içimizde kalanlar 2).

Bolşoy Tiyatrosu

Bolşoy Tiyatrosu:

Kremlin Sarayı’ndan Bolşoy Tiyatrosu’na yürüyerek 10 dakikada ulaşabiliyorsunuz. Ve sanırım Moskova’da bizi en çok etkileyen yer burası oldu.

Bolşoy Tiyatrosu, dünyanın en ünlü opera-tiyatro binalarından birisi ve Rusya’nın da sanat endüstrisi konumunda. Aynı zamanda sanatçılar ve sanat yönetmenleri arasında korkunç bir kıskançlık ve hırs var. 2013 yılında Bolşoy Tiyatrosu’nun ünlü sanat yönetmeni Sergey Filin, kezzaplı saldırıya uğradı ve saldırganın o dönemde operada ‘Korkunç İvan’ı oynayan balet olduğu ortaya çıktı. Sebep olarak ise ‘mesleki husumet’ demişti. Nasıl bir gerilim artık siz düşünün!

Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi:

Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi de Bolşoy Tiyatrosu’ndan yürüyerek 20 dakika sürüyor. Müzenin hemen yakınında da devasa ‘Kurtarıcı İsa Katedrali (Cathedral of Christ the Saviour) var. Müze iç içe geçmiş 3 binadan oluşuyor ve müzede Türkiye’den alınan Truva Heykeli’nden tutun da Picasso, Monet, Goya, Van Gogh gibi ressamların sayısız orijinal eserlerine kadar her şey var. Burada zaman geçirdiğinize asla pişman olmazsınız diye düşünüyoruz.

 

Gorki Parkı:

Gorki Parkı’da Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi’nden yürüyerek yaklaşık 20 dakika sürüyor ve kesinlikle görülmeye değer. Bazen, insanların şehirde haftasonlarını AVM’lerde değil de, bu şekilde parklarda geçirmelerini gerçekten çok kıskanıyoruz.

Gorki Parkı, Moskova’nın en güzel parkı olarak biliniyor ve gerçekten de parktaki göletleri, banklara oturup manzarayı seyreden insanları ve çimlerde spor yapanları gördükçe, siz de buna hak veriyorsunuz. Gorki Parkı’na da puanımız 10 üzerinden 10 oldu.

Moskova’daki son durağımız Gorki Parkı oldu ve parktan sonra zamanımızı yemek yiyerek, sohbet edip kahve içip, sonra da Moskova Metrosu duraklarında oyalanarak havaalanına dönüp, uçak saatini bekleyerek geçirdik. Moskova çok büyük bir şehir ve yapılacak tabii ki çok daha şey vardı ama yine de kısıtlı zamanda, olabilecek en iyi şekilde gezdiğimizi düşünüyoruz. (Çok şeyler de kaçırmış olabiliriz ama aksini duyana kadar buna inanacağız 🙂 )

Moskova’nın gördüğümüz kadarını çok beğendik. Sanırım Sovyetler Rusyası’nda yaşamak isterdik.

Kısıtlı zamanı olanlar için, neye ne kadar zaman harcadığımızı da hemen yazalım. Siz buradan aktarma zamanınıza göre ‘seç-beğen-al’ yapabilirsiniz.

 

Sabah 6:00: Sheremetyevo Havaalanı’na Varış

9:00: Novodeviçiy – Nazım’ı Ziyaret

11:00: Kızıl Meydan’a geliş; ilk olarak Leninin Mozelesi ve Moskova Devlet Tarih Müzesi

12:30: GUM Alışveriş Merkezi ve burada kahve molası

13:00–15:00: St. Basile Katedrali ve Kremlin Sarayı

15:30: Bolşoy Tiyatrosu

16:00–17:30: Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi

18:00: Gorki Parkı

19:00 Sonrası: Yemek, Kahve Molaları ve Kapanış

Ek not delisi blog 1: Biz bu geziyi yaptığımız dönemde Türkiye-Rusya ilişkileri iyiydi ve havaalanında hiç problem yaşamadık. Pasaport kontrolden sorunsuz geçtik.

Ek not 2: Havaalanında çok az Ruble bozdurun. Malum, komisyondan güzel giriyor. Ve soru-yol sormak için daha çok gençleri seçin. İngilizce konuşuyor olma ihtimali çok daha yüksek.

 

Instagram’da da varız. Tanısanız Seversiniz!! ?

https://www.instagram.com/yoldabiblog/

 

2 thoughts on “24 Saatte Moskova – İki Uçak Arası Gezmek!”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir