Close
Bir Hukukçu & Mimarın Gözünden Almanya’da Ofis Hayatı

Bir Hukukçu & Mimarın Gözünden Almanya’da Ofis Hayatı

Almanya’da İş Hayatı Detayları, Ofis Hayatı, Çalışma Ortamı, İş Alışkanlıkları ve Çok Daha Fazlası!
Mimarlar & Hukukçular için ‘özel edition’ ve bir aydınlanma yazısı!

Yolda bi’ Blog’a Avrupa’da Yüksek Lisans hikayemizle başlamıştık, sonra yüksek lisansımız bitti, ‘yüksek lisans sonrası kalıcı olmak’ planlarımızdan bahsettik, sonra ‘Münih’e taşınma hikayemiz’i anlattık ve sıra geldi burada iş hayatına!

Öncelikle söylemek istediğimiz bir şey var; 20’li yaşlarda insanın yaşam hedefleri aile kurmak, kariyeri bir yere oturtmak vs vs.. oluyor. Ama ne kadar gerçekçi hedefler bunlar? 20’lerinde bu hedeflere ulaşan birçok arkadaşımız boşandı, kariyer değiştirdi, okuduğu bölümden tamamen uzak bir alanda yüksek lisans yaptı ve ‘’yetti gari’’ diyip dünya turuna çıkanlar bile oldu…Kendimizi insanoğlunun gözlemine adamış ve 20’leri geride bırak-makta olan bir çift olarak açıkça diyebiliriz ki, eğer 20’lerin ortasındaysanız ve hala hayatım yerine oturmadı diye düşünüyorsanız, aa dostlar bunu düşünmeyin. ?

24 yaşında bir hayatımızı sildik, bir yenisine başladık ve bu sırada bir düzen oturturken ‘geç mi kalıyoruz?’ diye hiç sorgulamadık. Bizim için önemli olan ne kadar para kazandığınız, işimizde ne kadar ‘senior’ bir pozisyonda olduğunuz değil, mutlu olup olmadığımız oldu. Sonuçta, ‘mutluysak başardık demektir’.

Belki insanın hamuruna da bağlı; bazımız çocukken bile bir olgun, bir ağırbaşlı oluyor, bazımızsa büyümüyor hiç. Eğer siz de artık doğum tarihinizi isteyen elektronik ortamlarda, doğru tarihe ulaşabilmek için fareyi aşağılara çekenlerdenseniz ve bir hayatı bırakıp, diğerine başlamak, Avrupa’ya yahut Yeni Zelanda’ya taşınmak istiyorsanız, ‘geç mi?’ düşüncenizi bir kenara bırakın ve isteklerinizi gerçekleştirmek için bir adım atın. Deliyle deli, çocukla çocuk olmanın ve hayat değiştirmenin yaşı yoktur! ?

Biz hala 30’lu yaşların aslında yaşamın anlamını ve dinamizmini yakalayabileceğimiz yaşlar olduğuna inanıyoruz ve gelecek 10 yılda başımıza pek çok mucize gelme ihtimaline karşı gözümüz/gönlümüz açık. Sizin de olsun!

Herkese ‘Delhi trafiğinin orta yerinde geviş getiren bir Hint ineği kadar sakin’ bir işe başvuru süreci dileyip, esasa ve sadede geliyoruz!

 

Hukuk Mezunları İçin Özel Edition

Yazının bu kısmını hukuk mezunlarına ayırdık. Bloğumuzun bir yarısı (bendeniz Asya) hukuk mezunuyum ve daha yüksek lisansımı bile tamamlamadan, pek çoğunuz gibi ‘EE NE ZAMAN DÖNÜYON’ sorularını duymaya başladım çünkü Türkiye’de hukuk okumuş bir insanın (İstanbul Hukuk mezunuyum) yurtdışında iş bulacağına çoğu insan inanmıyor. Hele ki çok iyi bir Almancanız yoksa iş bulmanız imkansız diye düşünüyorlar.

Fakat ben işe girdim, demek ki herkes girebilir. An itibariyle Münih’te bir IT firmasında danışmanlık yapıyorum ve İngilizce çalışıyorum çünkü Almancam çalışabilecek düzeyde değil. O halde tabuları yıkan blog iş başında. Hukukçular da gayet Almanya’da iş bulabilir. Ama nasıl?

Önce durumu özetleyelim; Maalesef hukuk bölümünü Türkiye’de okuduğumuz için Almanya’da ‘qualified’ değiliz ve klasik anlamda avukatlık yapmamız mümkün değil. Bunun için burada tekrar üniversiteye yazılıp 7(!) sene daha okumamız gerekiyor. Yani klasik anlamda baroya kayıtlı, duruşmaya giren, bürosu olan bir avukat olmayacağımızı baştan kabul etmemiz gerekiyor. Türkiye’de okuduğun hukuku Almanya’da saydırmak diye bir şey maalesef yok. Almanya’da bir baroya kayıt olup, sistemde ‘attorney’ olma kısmını en baştan elememiz gerekiyor. Neyse ki hukukçu olmak sadece ‘avukat’ olmak yani sistemde ‘attorney’ olmak anlamına gelmiyor.

Alternatifler neler?

Türkiye’den ya da Almanya’dan iş başvurusu yapıyor olmanız fark etmeksizin, iş bulmak için aranan bazı şartlar ve iş bulmanızı kolaylaştıracak artılar var. Çok samimi olacağım.

Biiiir: İyi bir İngilizce ya da iyi bir Almanca şart. İkisini birden biliyor olmanıza gerek yok ama bu iki dilden birisini çok iyi konuşmanız gerekiyor. Bir mimar yahut yazılım mühendisi gibi olmadığımız için ve ‘ifade’ her şekilde bizim için çok önemli olduğu için, kendimizi profesyonel anlamda çok iyi ifade ediyor olmamız şart. O yüzden bir işe kabul edilmek için bu iki dilden birisini çok iyi bilmek şart. Şöyle düşünün; sizin başvurmanıza uygun ilanların yaklaşık yüzde 10’unda sadece İngilizce yeterliyken, yaklaşık yüzde 90’ında Almanca gerekiyor olacak ve yüzde 50’sinden fazlası iki dili birden istiyor olacak. Biz zaten dezavantajlı olduğumuzu biliyoruz ama değil mi? 😀 O yüzden sıkıntı yok. Bunu baştan beri biliyorduk. Sadece İngilizce bilen bizim gibiler o yüzde 10’luk dilime başvuracak.

İkiii: Az biraz tecrübe. Türkiye’de yıllarca çalışmış olmamıza gerek yok, ama en azından hukuk stajımızı tamamlamış, biraz iş tecrübesi kazanmış olmak gerekiyor. Çünkü iş görüşmelerinde ikimize de denk geldiği üzere, ‘burası bir akademi değil’ diyorlar ve sizin hali hazırda iş disiplini kazanmış, biraz kendi kendinize iş yapabilecek seviyeye gelmiş olmanızı istiyorlar. O yüzden ‘stajı tamamlayıp mı iş başvurusu yapayım?’ diye düşünüyorsanız, evet evet evet!

Üüç: Belli bir alanda uzmanlaşmış olmak. Bu şart değil ama çok büyük bir artı. Mesela vergi hukuku, deniz hukuku, ceza hukuku gibi belli bir uzmanlık alanınız

varsa, özellikle bu alanda tecrübeli kişiler aranılan açık pozisyonlara başvurabilirsiniz.

Peki hangi iş pozisyonları Hukukçulara uygun olacak?

Hem Türkiye’de hem Avrupa’da hatta dünya çapında iş yapan büyük şirketleri düşünün. Bu şirketlerde ‘legal counsel’ olarak çalışmanız mümkün. Örnek verirsek, Google, Facebook, LinkedIn, Microsoft ya da PwC, Deloitte, KMPG gibi büyük ve global şirketleri düşünün. Bu şirketlerin ‘Legal Counsel’ ya da ‘Associate’ ilanlarına başvurabilirsiniz ve bu şirketlerin ‘turkish speaking legal counsel’ ilanları bile oluyor. Yapmanız gereken düzenli olarak bu ilanları takip etmek

İş bulabileceğiniz şirketler tabii ki bunlarla sınırlı değil. Özellikle Almanya’da, çok fazla Türkiye’yle iş yapan şirket olduğu için ve Türkiye’deki partnerlerinin İngilizceleri iyi olmadığı için, kendi bünyelerine özellikle türk ‘legal counsel’ aradıkları oluyor. Yani klasik anlamda avukatlık yapmıyorsunuz ama hukuk danışmanı olabiliyorsunuz.

Peki Hukuk mezunu olarak yurtdışında iş bulma şansımızı nasıl arttırabiliriz?

Hukuk mezunları bildiğiniz gibi çoğunlukla LL.M yapıyor. LL.M programlarının bir kısmı spesifik bir alana yönelikken (International Tax Law, European Commercial Law gibi) bir kısmı da daha kapsamlı ve genel bir alan üzerine oluyor. Bu açıdan Finans üzerine ya da ‘LL.M in International Business Law’, ‘LL.M in International Maritime Law’ gibi (daha çok var aslında) önünüzü açacak master programlarını tercih edebilirsiniz. Böylece iş başvurusu yaparken, ‘bakın ben hukuk mezunuyum ama yarı finansçı da sayılırım’ diyebilirsiniz.

Bir de tabii ki, Türkiye’de hukuk okumuş, bundan pişman olmuş ve yüksek lisansta tamamen başka alanlara yönelmek isteyenler var. Bu da pek tabii ki mümkün. Alan dışı yüksek yapma şansınız, başvurmak istediğiniz yüksek lisans programı alan dışı yüksek lisansa uygun olduğu takdirde, ‘digital marketing’ ya da daha bile alakasız bir bölümde yüksek lisans yapıp, daha sonra ona uygun işlere başvurabilirsiniz. Bu durumda en mantıklısı, önce staj pozisyonlarına başvurmak ve zamanla yükselmeyi beklemek gibi geliyor bize.

Diyelim ki, Türkiye’de 5 yıl avukat olarak çalıştınız ve Almanya’da iş başvurusu yapıyorsunuz, artık ‘senior’ pozisyonlara başvurmalıyım diye düşünmeyin, maalesef siz ‘junior’ pozisyonlara başvurursanız seçilme şansınız çok daha yüksek ve hele ki 1-2 yıllık tecrübeniz varsa, önce staj pozisyonlarına başvurmak çok daha bile mantıklı olabilir. Sonuçta Almanya’da stajyerlerde para alıyor ve daha sonra staj yaptığınız yerde devam etme şansınız var!

Diyeceğimiz o ki, hukuk mezunları için de ‘tünelin sonunda her zaman ışık var’!

Biraz da mimarlardan bahsedelim;
Mimarlar İçin Özel Edition

Mimarları unutacak halimiz yok ya!

Mimarlıkta tünelin sonunda her zaman ışık var. Bu konuya kimsenin itirazı yok ama o ışığın rengi biraz size kalmış 🙂 yani tecrübenize, dil yeterliliğinize, program bilgilerinize göre o ışığın rengi değişebilir. Yüksek lisans yapmış olmanız tabiki Almanya'da iş bulmanızı kolaylaştıracak bir etken ama her şey demek değil. Türkiye'den başvurup kabul alan ve şuan burada kelebekler gibi hafif arkadaşlarımız var.

Yazının bu kısmı biz mimarlar için. Blogun diğer yarısı olan ben Umut. Yüksek lisansımın 2. döneminde birkaç işe başvurdum (özellikle Münih istiyorduk). Aradan kısa bir süre sonra iş buldum ve Münih'e taşındık. Yani Münih'e taşınma hikayemiz böyle başladı. 🙂 İşlere başvurduğumda çok temel bir Almancam vardı. Nasıl olsa geri döneriz diye düşündüğümüzden çok düşünmemiştim üzerine. Ama zamanla işler ülkemizde değiştikçe, bir süre daha burada kalmanın şimdilik doğru bir karar olduğunu düşünmeye başladık. Neyse bıraksanız içimi dökerim sabaha kadar!

Çalıştığım mimarlık ofisi tiyatro ve sinema salonları üzerine uzmanlık yapmış bir ofis(tabi diğer yan işler de var ancak çoğunlukla tiyatro ve sinema). Program olarak ise Allplan, Photoshop, Illustrator, Indesign ve Rhino gibi programlar kullanıyoruz. Bunların dışında ofislerde genellikle istenen programlar Revit, Cinema 4D, Autocad, Sketchup. Bunların dışında tasarım konusunda ne kadar yeteneğiniz var ise Almanya'da iş bulmanız bir o kadar kolay oluyor. Yani yeni bir şeyler üretiyor olmanız ve bunu güzel bir şekilde sunabiliyorsanız Almanya'da bir çok ofiste yeriniz hazır diyebilirim.

Çalışma Şartları (-mız)

Başlığı aslında ‘Çalışma Şartları’ olarak atacaktık, fakat doğal olarak Almanya’da da her ofisin, her şirketin kendine has bir çalışma ortamı ve ofis hayatı var. O yüzden biz sadece ikimizin şirketlerinden bahsedeceğiz. Başka şirketlerde daha iyi veya daha kötü şartlar vardır. Kimseyi yanıltmış olmayalım.

İkimizin de yıllık 28 iş günü izni var. Bu izinleri, makul bir süre önceden haber verip kullanmamız mümkün. Bazen insanlar 2-şer gün 2-şer gün kullanıyorlar, bazen de 1buçuk ay izin alıyorlar.

Haftalık çalışma saatimiz 40 saat. Bizim ofiste akşamları çıkış saati 17:30 (Cumaları 17:00) ve sabahları da en geç 09:30’da ofiste olmamızı bekliyorlar. Umut’un çalıştığı ofis daha esnek; belli bir giriş-çıkış saati yok, önemli olan haftada 40 saati doldurmuş olması ve sabah 08:30’dan geç saatte işe gitmemesi. Kimse çıkış saatine çok dikkat etmiyor.

Ofise neredeyse hiç kimse geç kalmıyor ve sabah ofiste kahvaltı yapmak, çayının olmasını beklemek gibi bir durum yok. Mesai 08:30’da başlıyorsa sizin 08:30’da bilgisayarınız açık ve çalışmaya hazır durumda olmanızı bekliyorlar. Daha bugün ofisteki yöneticilerden birisiyle konuşurken adam, ‘kızım yuvaya 3 dakika geç kaldı, içeri girmek için kapıda 17 dakika beklemek zorunda kaldı. 20 dakika geç kalsaydı, toptan giremeyecekti’ dedi!? Bu arada adamın kızı 4 yaşında.

Mesaiye ikimizin de ofisinde kimse kalmıyor. Mesaiye kalırsanız size saatlik ücretinizin yaklaşık 2,5 katını ödemek zorunda kalıyorlar (kanun gereği) o yüzden işveren de mesaiye kalmanızı istemiyor.

İşler acele acele çabuk çabuk yapılmıyor. Son dakika gelen ve sabahlamanızı gerektirecek bir iş de olmuyor. İşyerinin belli bir takvimi var ve onun dışında iş çıkmıyor, yani sizin yapacağınız iş 1 ay önceden belli.

İkimizin de ‘kıyafet kuralı’ yok, yani takım elbise gitmek, topuklu giymek, hatta en azından pantolon giymek gibi bile bir zorunluluğumuz yok ve çoğu kişi ofise şort-terlik geliyor. Hatta bizim ofiste çoğu insan çıplak ayak dolaşıyor, pijamayla geliyor vs. ama sanırım bizimki ‘normal’ standartların biraz dışında. Önemli olan hangi şekilde daha rahat ‘ürettiğiniz’, o yüzden kıyafete o kadar takılmıyorlar.

Ha bir de söylemeden geçmeyelim, Almanlar (en eğitimli olanları diyelim), asla bizim ülkemizdeki kadar çok alışveriş yapmıyorlar ve zorunda değillerse AVM’lere hiç gitmiyorlar. AVM’ye gideni de burada çok tuhaf buluyorlar. İhtiyacından fazlasını tüketmek pek Alman işi değil. Bunun sonucu olarak da, işe topuklu ayakkabıyla gelen, makyajla gelen, her gün değişik kıyafet giyen neredeyse hiç yok!

Tabii ki her şey güllük gülistanlık değil;

Biz Türkiye’de çocukluktan itibaren, bir işi doğru ve iyi yaptığımızda, yaptığımız işle ilgili övgüler duymaya, en azından bir işi doğru yaptığımızın söylenip teşekkür edilmesine, ‘afferim’ denilmesine çok alışmışız! Sonuçta çocukluktan beri böyle değil mi? Çocuk yeni bir şey öğrenir, ebeveynler ve yedi-sülale alkışlar. Karne mükemmel gelir, herkes tebrik eder. İşinizde bir şey başarırsınız, işvereniniz gelip ‘bravo’ der!

Burada mı? Burada işte o yok! İlk başlarda ‘ulan biz işi anlamadık mı? yanlış mı yapıyoruz? Kimse afferim demiyor? Kimse bir sıcaklık göstermiyor?’ diye şaşaladık ama sonradan gördük ki, adamların kültürüne bu yok! Kendi çocuklarını bile gereksiz sevgi gösterisinde bulunmadan, şımartmadan ve öpüp koklamadan seviyorlar, bizi mi şımartacaklardı dimi!? Siz işinizi yapıyorsunuz, teslim ediyorsunuz ve nokta. Doğruysa kimse ‘afferim’ demiyor, yanlışsa da kimse kızmıyor. İkimizin de ofisine genel bir tepkisizlik hakim.

Umut’un ofisinde kimse iş saati boyunca yani sabahtan akşama kadar, cep telefonunu ellemiyor. Hatta kimsenin cep telefonu masasında olmuyor. Onu da geçtik, adamın ofisinde wifi yok!? Kimse telefonla oynamasın diye ofise wi-fi bağlamamışlar. Yani o kadar yassak! 🙂 Bizimki ‘görece’ cep telefonu konusunda daha rahat olsa da, bizde de ofisin wifi’ına bağlıyken Whatsapp çalışmıyor. Yani iş saatlerinde kimse telefon kullanmıyor.

Bir diğer sevmediğimiz şey de, kimsenin kimseyle ‘geyik yapmıyor’ oluşu… Belki başka ofislerde ya da mesela Berlin’de farklıdır, ama ikimizin de ofisinde insanlar birbirine karşı mesafeli ve iş arkadaşlığı dışında bir iletişim kurmuyorlar. Öğle saatinde herkes sessiz sedasız yemeğini yiyip işe dönüyor. Öyle fazla muhabbet, geyik, goy goy vs. hiçbiri yok (maalesef)! Yani tek kelimeyle özetleyecek olursak; Neşesizler. İstanbul’da çalıştığımız ofislerde atılan kahkahaları, dostlukları ve muhabbetleri çok özlüyoruz fakat yapacak bir şey yok, her yerin artıları olduğu gibi eksileri de var ? Siz Almanya’ya gelirseniz ofiste bol bol kahkahalar atıp, insanlarla sıcak davranabilirsiniz tabii ki ama o zaman sosyal açıdan ‘ne garip bir insan’ damgası yemeyeceğinize dair garanti veremiyoruz!

Bu yine bize mi denk geldi bilmiyoruz ama ikimizin ofisinde de ‘kitchen duty’lerimiz var. Yani ofiste ofisin mutfak işlerini yapan kimse yok ve herkes sırayla bir gün görevi devralarak mutfağın işlerini yapıyor. Bulaşıkları makinaya yerleştirmek, o

günün smoothiesini yapmak, meyve sıkacağını ve kahve makinasını yıkamak gibi. Ofisin 20 yıllık çalışanı bile sırası geldiyse bunları yapıyor.

İkimizin ofisinde de çok sayıda farklı ülkeden insan çalıştığı için İngilizce ağırlıklı konuşuluyor. Fakat yine de bazen muhabbetin bir anda Almancaya döndüğü oluyor ve siz Fransız kalıveriyorsunuz ? Şimdilik idare ediyoruz ama önümüzdeki 6 ayda Almancamızı geliştirmemizi bekliyorlar. Ya geliştiremezsek ne olurmuş, henüz onu bilmiyoruz ?

Irkçılıkla karşılıyor musunuz diye çok soruluyor. Günlük hayatta ve iş yerlerimizde ırkçılıkla karşılaşmıyoruz. Zaten ırkçılık aklı başında bir insanın yapacağı bir şey de değil sanki… Fakat yabancılar ofisinde bazen bize domuz gibi davrandıkları, canımızdan bezdirdikleri oluyor. Ona yapacak bir şey yok. Umut’un Hintli bir arkadaşını yabancılar ofisinde odadan ‘’kış kış’’layarak kovmuşlar. Böyle bir şeyle karşılaşırsak haber vereceğiz! 😀 (komik bir durum değil farkındayız).

Hukuk doktorası ve adalet mezunlarıyla ilgili sorular da vardı, ama maalesef bilmediğimiz bir konuda konuşmak istemediğimiz ve gerçekten de o konularda bilgi sahibi olmadığımız için cevap veremiyoruz.

İşte son durumumuz da budur. 🙂

İş hayatında 3 ayı geride bıraktık ve bu sırada vasıflarımıza vasıf katıp(!) balkon duvarlarımızı kendimiz boyayarak part-time duvar ustası bile olduk. Sadece boya badana değil, çivi boşluklarını falan da alçıyla doldurabiliyoruz artık.

Gurbette "dayı, elimden her iş gelir" kıvamına gelmiş olan bu blogun maceralarını takipte kalın 🙂

Sevgiler!

Biz Instagram’da ve Facebook’ta da varız ve bekleriz.

https://www.instagram.com/yoldabiblog/

https://www.facebook.com/yoldabiblog/

3 comments

  1. Çok güzel olmuş bir yazı olmuş gene :). Hem bilgi açısından hem eglenceli cümleler okudum. 🙂

    1. teşekkürleer! 🙂

  2. Çok güzel bir yazı olmuş.Ben de bir istanbul hukuk mezunuyum.Muhtemelen ingilterede bir hukuk masterı düşünüyorum.fakat çekincelerim var.ben dönmek istemiyorum eğer gidersem.yani orada iş bulmak istiyorum.siz iş bulmuşsunuz hayırlı olsun ama pratikte iş bulmak kolay mı sizce yoksa isitisnai denilecek kadar zor mu?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close