Budapeşte Gezi Rehberi – İstanbul’a Çok Mu Benziyor Ne?

Avrupa’da İkinci İstanbul

Her zaman söylüyoruz “Frankfurt’un en sevdiğimiz yanı çok kolay bir şekilde şehirden kaçabilmek. Biz de ucuz bileti bulduğumuzda durur muyuz? Hemen kaçıyoruz. Bu sefer ucuz bileti Wizz Air’den bulduk ve Budapeşte’ye 3 günlük bir gezi planlayıverdik. Bu 3 gün boyunca şehri sindire sindire gezdik ve çok da memnun kaldık.

O zaman karşınızda Budapeşte!

Avrupa’da 2. İstanbul’u bulduk.

Konumu itibariyle her türlü tarihe ev sahipliği yapmış, misafirperver bir şehir Budapeşte. Almanya ve Avusturya burada, hatta Sovyetleri bile bulabilirsiniz! Osmanlı’yı tadabilir ve yüzebilir, gezebilirsiniz, yani hafızası müthiş bir şehir Budapeşte. 1526’da Osmanlı, Mohaç’ı kazanmasıyla burayı hakimiyetine almış ve yaklaşık 150 yıl kadar da hüküm sürdüğü için birçok tarihi eser bırakmış. Ancak birçok kez yıkım gören şehirde şuan bu eserlerden çok azı ayakta kalabilmiş. (Neyse canım sadece kapılara dayanmakla da yetinebilirdi!) Neyse ki Osmanlı giderken hamanlarını, baharatlarını hatıra diye bırakmış ve öyle gitmiş. Avusturya-Macaristan Krallığı zamanında şehir nüfusunun %90’nı Almanca konuşuyormuş. Daha sonra Macaristan bağımsızlığını elde ettikten sonra Macarca ağırlık kazanmış. Biraz ansiklopedik bilgi oldu ama tarih bu kadar geniş olunca bahsetmekten kendimizi alıkoyamadık.

Tek nefeslik görüşümüzü söylemek istiyoruz. Düzenli bir şehir mi? Bizce değil ama insanlarının sıcakkanlı olması bu düzensizliği unutturuyor. Mesela herhangi bir soru sorduğunuzda bütün benlikleriyle yardım etmek istiyorlar. Gönül yardım etmek istiyor ama dil yetersiz olsun be Budapeşte, sıcaklığınla bizim kalbimizi kazandın! Kesinlikle ucuz bir şehir ama turistik tuzaklara düşmemek lazım yoksa size “Paris” yüzünü gösterebilir.

Tuna’nın Buda(Budin) ve Peşte olarak ikiye ayırdığı Budapeşte’de hayat genel olarak Peşte’de akıyor. Ancak tarih kısmı da Buda’da yazılmış.

Ee o zaman anlatmaya başlayalım.

Nostaljiyi abartıp siyah-beyaz koyalım istedik.(Peşte’den Buda’ya bakış)
Ufak ufak bilgiler,

Macaristan Avrupa Birliğine bağlı bir ülke ve iş böyle olunca Şengen Vizesi istiyor. Bunun prosedürünü uzun uzun anlatmayacağız. Gerekli bilgileri bulabilmeniz için ilgili linki buraya bırakıyoruz. 🙂 http://www.macaristankonsoloslugu.com/macaristan-vizesi/macaristan-turistik-vize.html

Macaristan, Avrupa Birliği’nde olmasına rağmen para birimi değişmeyen ülkelerden birisi. Para birimi olarak Forint(HUF) kullanıyor. Türk Lirasına çevirmesi kolay çünkü 0.010 gibi bir değeri var. 1000 HUF 10 TL ediyor, yani hesaplarken 1/100 olarak düşünebilirsiniz (2016 Aralık ayı itibariyle).

Gitmeden önce okuduğumuz birçok yerde ‘Budapeşte çok güvenli bir şehir değil’ gibi şeyler okuduk. Ancak bize gayet güvenli geldi. Neredeyse bütün Budapeşte’yi yürüyerek, her yerine girerek gezdik ve vallahi başımıza bir şey gelmedi. Hani sokaklarda gezerken içiniz ürperir ya, o bile olmadı. Ama söylemeden geçmeyelim, bizden yaklaşık 1 ay önce giden arkadaşlarımızın otel odalarına onlar odada uyurken hırsız girdi mesela:) (korkun diye değil canım, uyurken kapıları kitleyin diye yazdık:) ) Sonuç olarak tedbiri elden bırakmamakta fayda var.

Christmas Market gören Asya’yı tutabilene aşk olsun.
Ne Zaman Gidilir

Bizim için bazı kış ve yaz şehirleri vardır. Yazın çoğu şehir daha güzeldir ama bazı şehirler vardır ki, kışın tadı daha farklıdır, sizi içine alır ve eğlendirir. İşte Budapeşte bizim için böyle bir şehir(belki de biz kışlara çok alıştığımız için güzel geliyor).  Hatta kışın gidiyorsanız ve Christmas Market zamanına denk getirirseniz “dadından” yenmez! Biz Kasım sonu gittik ve ölümcül bir soğuk bekler-iken gayet ‘tatlış’ bir hava ile karşılaştık. Yaz zamanı gidecekseniz de fiyatların biraz artacağını hesap etmekte fayda var (güneşli havanın da bir bedeli var dimi).

Havaalanından Ulaşım

Budapeşte’nin tek havaalanı ‘Ferenc Liszt Havaalanı‘na indiniz. Bavulunuzu alıp dışarıya doğru giderken karşınıza “turist info” çıkacaktır. Şehir merkezine ulaşım biletleri burada satılıyor ve haritadan nerede ineceğinizi gösterdiğinizde size hemen gerekli biletleri veriyorlar. Genelde iki farklı bilet almanız gerekiyor çünkü birincisi, metroya kadar götüren 200E numaralı otobüs bileti ve diğeri de otobüsün son durağı olan Kobanya Kispet‘den şehir merkezine olan metro bileti oluyor. Bunların toplam ücreti kişi başı 3 euro civarı. Size tavsiyemiz havaalanında döviz büroları tam bir “kazıkçı amca”. İhtiyacınızdan fazlasını buradan bozdurmayın. Gece geç saat olsa bile şehir merkezinde açık döviz büroları açık olabiliyor, şansınızı deneyebilirsiniz. Çünkü şehir merkezinde 1 Euro = 309 Huf iken; havaalanında 1 Euro = 220 Huf civarı. Taksi seçeneğine gelince; çoğu Avrupa şehrinde tam bir korkulu rüya iken, Budapeşte bu konuda kötü değil. Eğer toplu taşıma tercih etmezseniz, taksiyle 20-30 Euro gibi bir fiyata şehir merkezine gidebilirsiniz.

Şehrin her yeri ayrı nostaljik
Şehiriçi Ulaşım

Ayaklarına-kara-sular-inen blog olarak Budapeşte’de bir ya da iki defa toplu taşıma kullandık, onun dışında heryere yürüyerek gittik (Yaşasın sokaklarda kaybolarak gezmek!). Ama şehirde toplu taşımanın kolay olması da hoşumuza gitti.

Budapeşte’de tek çeşit bilet satılıyor ve bütün toplu taşımada geçiyor. Eğer metrodan otobüse geçip aktarma yapacaksınız aktarmalı seçeneği seçerek iki bilet almak yerine aktarmalı bilet ile daha ucuza gidebilirsiniz. Tek bilet kişi başı ücreti 350 Huf (1Euro). Gitmek istediğiniz duraktan emin değilseniz her bilet gişesinin yanında illa bir görevli bulunuyor ve size yardımcı oluyor. Burada da Almanya’da olduğu gibi turnike yok spontane bir şekilde kontrol gelebiliyor ve geçerli bir biletiniz yok ise ceza yiyorsunuz. Biz Budapeşte’de bulunduğumuz zamanlarda her defasında kontrolle karşılaştık. Cengaverlik yapmaya gerek yok. Siz bilet alın. 🙂 Almanların her metrosuna yazdığı bir atasözünü (güya Almanca’dan Türkçeye çevirmişler) hatırlatmak istiyoruz. “Hiç bir zaman daha değerli olmamıştır”. Kamu spotu bitti dağılabiliriz! 🙂

kaldığımız stüdyo daire
Konaklama

Budapeşte 23 farklı ‘zone’a ayrılıyor ve en merkezi yerleri, Peşte kısmındaki Zone 6 (Terezvaros), Zone 7 (Erzsebetvaros) ve Zone 8(Jozsefvaros) diyebiliriz. Eğer bu 3 ‘zone’dan birinde kalırsanız şehrin görülmesi gereken yerlerine kolaylıkla yürüyebilirsiniz. Biz Zone 6 olan Terezvaros kısmında kaldık ve konumu bizim için idealdi. Budapeşte’nin ‘turist merkezine’ yürüyerek 20 dk kadar sürüyordu ancak Budapeşte’de gençlerin takıldığı, gece canlanan ve sabaha kadar canlı bir bölge olduğu için biz çok sevdik. Gece yürüyerek geri dönmek için de gayet güvenli bir bölgeydi. Bu açıdan bizim için, ‘gece hayatı merkezi büyüktür turistik merkez’ oldu yani!

Budapeşte’de otelden ziyade kiralık stüdyo daire kiralama sektörü gelişmiş ve otelden çok daha ucuza geliyor. Biz Great Central Apartments‘da kaldık ve üç gecelik toplam 90 Euro ödedik (bizce de ucuz!). TripAdvisor Linkini de buraya bırakıyoruz, ilgilenirseniz yorumları okuyabilirsiniz. Budapeşte’de bu apartlarda kalacaksanız, dikkat etmeniz gereken ufak tefek şeyler var. Mesela çoğusu uyanıklık yapıp, internet sitelerinde ekstra ücretleri küçük küçük yazıyor. Küçük yazılıyorsa kesin vardır bir puştluk vardır afedersiniz, biz de çoğu apartınkini son dakikada farkettik(!). Dikkat etmeniz gereken ikinci şey ise, belli bir saatten sonra check-in yapacaksanız ekstra para isteyip istemedikleri. Mesela çoğu ‘apart’ akşam 8’den sonra check-in yapacaksanız ekstra 10 euro, gece 12’den sonra check-in yapacaksanız ekstra 20 euro gibi ücretler isteyebiliyor. Onun dışında ekstradan temizlik parası (10 euro civarı) ve en önemlisi de depozito isteyebiliyor (100-120 Euro). Hazırlıklı gitmekte fayda var yani.

Bunların dışında lüks ya da zincir otellerde kalmak isterseniz, fiyatlarını tam bilmiyoruz ama yerleri çoğunlukla tam Tuna Nehri’nin kıyısında yer alıyor. Sizin için hiç bir hizmetten kaçmayıp bizden bir hafta sonra Budapeşte’ye giden arkadaşlarımıza sorduk. “Hotel Zenit Budapest”de kalmışlar ve 3 gecelik 1500 TL vermişler, gerisini siz düşünün! (“Ama çookkk iyiydi yeaaa” diyen Merve, Selam naber? 🙂 ) 

Gezilecek Yerler
Szechenyi Thermal Bath

Budapeşte’ye kışın gelmenin en güzel yanı mayo ile koşturarak sıcak sulara atlamak olabilir. Osmanlı’nın giderken bıraktığı önemli hatıralardan birisi “termal banyolar“. ‘Szechenyi Termal Hamam’ ise Budapeşte’nin en büyük ve popüler termal banyolarından. Tabi hal böyle olunca içerisi ana-baba günü olabiliyor. Burası çok büyük bir kompleks ve her türlü açık-kapalı sıcak su havuzları, saunaları ve masaj odaları var. Pamuk gibi yumuşamış bir şekilde çıkma garantili olarak düşünün! Giriş ücreti ise gittiğiniz saate ve aldığınız hizmete göre değişiyor. Biz kabin ücretiyle birlikte kişi başı 16 Euro ödedik. Masaj isterseniz de çeşitli(!) tarifeler var. Biz yanımıza mayo, havlu ve terlik aldık. Bone zorunluluğu yoktu(ortadaki kulvarlı yüzme havuzu için isteniyor). Bunları yanınıza almayı unutursanız da içeride kiralayabiliyorsunuz. ‘Bu kadar çoluk çocuk ve kalabalık, o havuzlar şimdi pis değil midir? Giremeyiz biz’ diyenler olabilir. Vallahi o kısmına garanti veremiiciiz ama biz ne olur ne olmaz bitlenmemek için kafamızı suya sokmadık ve Türk mantığıyla ”havuzun pis olma ihtimali sorunu”nu çözmüş olduk:) Şuradan internet sitesini inceleyebilirsiniz.

Sıcağı görünce rahatlayan tipler
Varosliget Parkı

Termal havuzun da içinde olduğu Varosliget Parkı‘nda Noel zamanları mini bir Noel Market kuruluyor. Aslına bakarsanız biz gittiğimizde Noel Marketlerin açılmış olabileceğini beklemiyorduk, bize süpriz oldu. Obur-bi-blog olarak bu kısma yeme-içme’de detaylıca değineceğiz. Bu parktaki diğer bir güzellik de, biz termal havuzdan çıkmış ve ‘geviş geviş gevşemiş’ olduğumuz için bulaşmadığımız ama size önerebileceğimiz buz pateni pisti! Avrupa’nın en büyük açık buz pateni pistlerinden birisi-imiş ve paten yapmak için çok geniş bir alanı var, diğerleri gibi itiş tıkış değil, oh mis!

Varosliget Parkı

Kahramanlar Meydanı

Budapeşte’nin en önemli meydanı olan Kahramanlar Meydanı, yine Varosliget Parkı‘nın yakınında ve adeta bin sayfalık bir tarih kitabı bu meydan. Meydanda Macaristan tarihi boyunca yaşamış ve kahramanlıklarıyla ünlü birçok isim yer alıyor ve meydan henüz Çinli turistler tarafından keşfedilmemiş, büyük başarı!  Osmanlı’ya karşı direnişiyle ve Osmanlı’nın Avrupa’da ilerlemesini 50-60 yıl geciktirmesiyle ünlü Kral Hunyadi Janos’tan tutun, 1956’ta Ruslara karşı ayaklandığı için katledilen 17 bin Macar gence tutun herkesin heykeli ve hikayesi burada. Her heykelin kaidesinde hikayalerinden birer kesit bulunuyor. M1(sarı hat) ile Hösek Tere istasyonunda inerseniz tam olarak bu meydana çıkıyorsunuz.

Kahramanlar Meydanı

Budapeşte Güzel Sanatlar Müzesi

Budapeşte müze açısından çok zengin bir şehir değil. Turist olarak daha çok, yeme-içme, meydanlarda yürüme ve kalelere tırmanma gibi aktiviteler içine giriyorsunuz. Budapeşte Güzel Sanatlar Müzesi, Budapeşte’de bize önerilen tek müzeydi ve Kahramanlar Meydanına da yakın. Bu meydana kadar gelmişken ve güzel sanatları seviyorsanız kesinlikle tavsiye edebileceğimiz bir müze. Müze iki bölüme ayrılıyor; birinci bölümde kalıcı sergiler grubuna giren heykel, antik dönem eserleri ve Mısır dönemine ait eserler yer alıyor. İkinci bölüm ise geçici sergilerden oluşuyor. Kalıcı sergi : 2000 Huf (6,5 Euro), geçici sergi ise 1600 Huf (5 Euro). Öğrenciye de %50 indirim var.

Budapeşte Güzel Sanatlar Müzesi

Great Synagogue / Büyük Sinagog

Kaldığımız otele yakın olduğu için tesadüfen keşfettiğimiz, dünyanın en büyük ikinci, Avrupa’nın ise en büyük sinagogu burası-imiş. Sinagogun bahçesinde metaldan büyük bir çınar ağacı bulunuyor ve her bir yaprağında II.Dünya Savaşı zamanında katledilen yahudilerin isimleri yazılı. Burayı da görülse-iyi-olur listenize ekleyebilirsiniz.

Büyük Budapeşte Parlamento Binası

Yavaş yavaş “Buda”ya doğru geçelim. Macarlar, Londra’daki Westminster Parlamento Binası’nı görüp “biz daha büyüğünü yaparız demişler” ve Londra versiyonunun her köşesini 1 metre genişleterek de bu Parlamento Binasını yapmışlar. Gördüğünüz üzere şimdilik en büyüğü bu(biz altında kalmayız en yakın zamanda bizim de olur rahat olalım)! Parlamento binası aslında nehrin Peşte kıyısında, ancak güzel fotoğraflarını çekmek istiyorsanız sizi Buda tarafına alacağız. Özellikle Buda Kalesi’nden bu binayı fotoğraflayanlar çok.

Ancak Buda Kalesine geçmeden önce Budapeşte’nin ünlü köprülerinden bahsetmemiz lazım. Bunlardan en önemlisi The Széchenyi Chain Bridge yani nam-ı diğer Zincirli Köprü. Bu köprüyü ünlü yapan şey ise köprünün hikayesi. Gitmeden önce okuduğumuz ve yanımızdan geçen turlardan kulak misafiri olduğumuz(evet bazen yancılık yaptığımız doğru), bizce tamamen uydurma olan bir hikayesi var. Bir varmış bir yokmuş, köprünün tasarımını üstlenen İngiliz mühendis William Tierney Clark yaptığı köprüsüne o kadar çok güveniyormuş ki “küheylan beyi” gibi “bu köprünün hatasını bulun atayım kendimi” diye ortalarda geziyormuş. Bir gün bir babayiğit çocuk çıkmış ve demiş ki “aaa bu aslanların dili yok!” William Tierney Clark da kendini köprüden aşağı atıvermiş (bebeklere iyi uykular dileriz). Bu hikayeyi duyduğumuzda düşündüğümüz ilk şey, bizde olsa Clark’ı değil çocuğu köprüden atacakları oldu 🙂 Malum, bizde kral çıplak demek yasak. Siyasi mesaj verince bir rahatlama gelmiyor değil! Neyse devam 🙂

Kale Tepesi

Castle Hill (Kale Tepesi)

Zincirli Köprü’den Buda tarafına geçtiğinizde karşınıza ilk olarak, Buda Kalesi tarafına doğru çıkan finükiler çıkıyor. Uzaktan çok rahat gözüküyor fakat ne yalan söyleyelim, 1 dakikalık mesafe için 6 Euro vermek istemedik ve hemen yanındaki yoldan yürüyerek çıktık.  Hem finükiler ile yakalayamacağınız kadar güzel manzaraları yakaladık hem de öğren yediğimiz gulaşları eritiverdik. Yürüyerek yaklaşık 20 dakikada tepeye tırmanabiliyorsunuz, iyi oldu vallahi iyi ki de yürümüşüz.

Tepeye çıktıktan sonra ilk karşılacağınız yapı Macar Kraliyet Sarayı (Kiralyi palota). Saray alanına giriş ücretsiz ama girişi ücretli olan bölümleri var.

Ulusal Galeri

Ulusal Sanat Galerisi, Kraliyet Sarayı’nda yer alıyor ve çok büyük bir koleksiyona sahip. Galeri Pazartesi hariç her gün açık. Giriş ücreti 1400 Huf (5 Euro) ama içeride fotoğraf çekmek istiyorsanız ek olarak 500 Huf daha vermeniz gerekiyor. Niye böyle olmuş biz de anlamadık, bu Macarlar biraz tuhaf.

Matthias Kilisesi

Matthias Kilisesi

Buda Kalesi Bölgesi’nde yer alan kilisenin orijinali 1015 yılında romanesk mimari üslup ile inşa edilmiş ancak geçirdiği yıkımlardan sonra 14. yüzyılda ‘geç gotik üsluba uygun’ yeniden inşa edilmiş. Böyle yazınca biraz sıkıcı oldu galiba. Neyse, kısacası kilise güzel! Giriş ücreti de 6 Euro civarı. Şöyle dışarıdan bir kafanızı içeriye uzatıverin, ilginizi çekerse girersiniz:)

Fisherman’s Bastion (Balıkçılar Tabyası)

Matthias Kilisesi‘nin de bulunduğu tepeye Balıkçılar Tabyası deniyor ve “Peşte” bölgesinin en güzel manzarası buradan gözüküyor. Bu tepeye Balıkçılar Tabyası denmesinin sebebi ise, Orta Çağda bu yapıya yakın bir balık pazarı bulunmasıymış.Tarihleri boyunca yaşadıkları tüm savaşlarda buradaki balıkçıların büyük desteklerini gördükleri için, onların bir anısı niteliğinde bu ismi koymuşlar. Parlamento binasına yakından bakarken ne kadar büyük olduğunu fark edememişiz, bu tepeden bakınca ‘hakikaten de adamlar yapmış olmuş(!)’ dedik. Bu arada Budapeşte yıllardır, Avrupanın en iyi ışıklandırılan şehri olarak biliniyor ve gündüz sıradan gözüken sokakları bile akşamları bir başka güzel oluyor. Balıkçı Tabyasına akşam gitme fırsatınız olursa, ışıklandırılmış tarihi yapıların çok daha ihtişamlı gözüktüğünü farkedeceksiniz.

Vaci Utca Caddesi

Burası Budapeşte’nin İstiklal Caddesi( İstiklal derken, eski İstiklal tabii ki, yeşillikli ve özgür versiyonu). Şehrin hem en turistik yeri hem de alışveriş sokağı. Alışveriş yapmak için özel bir mağaza göremedik ama caddede yürümesi güzel. Caddenin sonundaki Mihaly Vörösmarty Meydanı‘nda Christmas Zamanı Budapeşte Christmas Market’i kuruluyor. Şu ana kadar Avrupa’da gördüğümüz en güzel Christmas Market burası oldu. Ayrıca ufak tefek hediyelikler ya da kırtasiye malzemesi, güzel defterler falan almak istiyorsanız bu caddedeki ‘Tiger’ mağazasına mutlaka bakın. Bu mağazada pilates topundan, çatal bıçak takımına kadar her türlü alakasız şey satılıyor ve fiyatları uygun.

Merkez Pazarı

Budapeşte’de hem turistik anlamda gezebileceğiniz hem de alışveriş yapabileceğiniz yerlerden birisi de merkez pazarı. Burası aynı zamanda lokallerin de uğrak mekanı ve gelip mutfak alışverişlerini yaptıkları çok büyük bir pazar. Vaci Utca Caddesi’nin sonunda yerini almış olan bu pazarda geleneksel Macar yemekleri yiyebilir (tabii ki en popisi Gulaş) ve hediyelik eşya satın bakabilirsiniz. Pazar, pazar günleri hariç her gün açık.

St. Stephen’s Bazilikası

Yapımı 50 yıl süren ve Budapeşte’nin en büyük klisesi olan St. Stephen’s Bazilikası Macar Kralı Saint Stephan’a adanmış. Kralın sağ eli, ülkenin en önemli kutsal emaneti sayılıyor ve klisenin şapellerinden birinde bir mabette saklanıyor. Kilise aslında bir bazilika olarak tasarlanmamış ama halk, klisenin büyüklüğünden dolayı buraya bazilika demeye başlayınca adı bazilika kalmış, sonra da 1993 yılında ‘Katedral’ olmuş. Burası da gidip beğendiğimiz yapılardan oldu.

Tuna’da Tekne Turları

Çift olarak, şehir-içi tekne turlarına hep mesafeli yaklaşıyoruz ve Budapeşte’yi de yürüyerek gezmeyi tercih ettiğimiz için bir tekne turuna katılmadık. Ama bilgi vermek de boynumuzun borcu 🙂 Tekne turunda Tuna nehrinde geziyorsunuz ve yemekli-yemeksiz olarak iki tur seçeneğiniz var. Tekne turu yapan bir sürü şirket var fiyatları da sundukları hizmete göre değişiyor. Gitmeden önce biraz araştırmıştık ve gezginler şu siteyi önermişti. Araştırmak isterseniz buraya bırakalım.

Margaret Adası

Buda ve Peşte’yi ayıran Tuna Nehri’nin tam ortasında kalan bu adaya Margaret Köprüleriyle ulaşım sağlanıyor ve Burası Budapeşte’nin mesire yeri gibi kullanılıyor. iki buçuk metre uzunlukta ve 500 Metre genişlikte olan bu ada, özellikle yazın Budapeşte halkının kaçış yeri. Gündüz vakti koşanlar, çoluk çocuk gelenler ve yazın havuzlara gelenler ağırlıktayken, akşamları ‘underground’ partileri ağırlıyor. Hatta yazın Budapeşte’nin en büyük müzik festivallerinden birisi olan ‘Budapest Summer Festival’ bu minik adada yapılıyor. Bir değerlendirin deriz! 🙂

Geldik yine blog olarak en sevdiğimiz kısma; tabii ki de yeme-içme kısmı!

“Kahve ve Poz” adlı çalışmamız

Budapeşte’de Yeme-İçme

Street Food Caravan

Eğer bizim gibi ‘street food’ seviyorsanız burayı çok büyük harflerle kaydedebilirsiniz. Burası Budapeşte’nin barlar sokağı bölgesi civarına kurulmuş bir ‘street food’ alanı ve küçük küçük karavanlarda yapılan muhteşem yemekler(el yapımı hamburgerler, gulaş çorbası, tatlılar, makarnalar)le dolu. Gece otele dönerken bile uğrayıp bir şeyler atıştırabilirsiniz. Biz iki gün akşam yemeğimizi burada yedik, hem restoranlara fazladan para vermemiş olduk hem de farklı farklı tezgahlardan istediğimizi denedik. Kısacası Street Food Caravan kalp biz.

Burada yediyseniz (size burayı denettirme konusunda biraz ısrarcıyız) Kazinczy Sokağı‘ndan devam edelim.

gece fırsat bulup da çekememiştik, sabah fırsat bulup çektik.

Szimpla Kert Ruin Bar

Öncelikle “ruin” bar nedir onu anlatmamız lazım. Ruin, İngilizcede ‘yıkıntı’ veya ‘haraba’ anlamına geliyor. Macaristan uzun yıllar ekonomik ve siyasi buhran dönemleri geçirmiş bir ülke. Biliyorsunuz, yaratıcı fikirler her zaman yokluktan çıkarmış ve Macarlarda da mucitten bol bir şey yok! Savaş zamanları yıkılmış, harabeye dönmüş barları satın alıp, buralara sokaktan bedavaya veya ucuza ne buluyorlarsa getirip, onları da sanatla birleştirip mekanları güzelleştirmişler. Sonuçta bu konsept sayesinde, hem samimi ortamlar oluşmuş hem de zamanla bu Ruin barlar Budapeşte’nin gece hayatının değişilmezi olmuş.

Budapeşte’nin en popüler ‘ruin bar’ı Szimpla Kert, burası Budapeşte’nin en büyük ruin barlarından birisi ve içeride 5-6 tane farklı içki alanı var. Giriş ücretsiz fakat haftasonları akşam 10’dan sonra aşırı kalabalık oluyor. O saate kadar içeride güzelce içtiniz içtiniz, kalabalıklaştıktan sonra bir çingeneleşme, sıra kapma, kendinize ayakta duracak yer bulamama gibi sorunlarınız olabiliyor. Bu kadar popüler olmasının sonucu olarak, içeride fiyatlar da Budapeşte ortalamasının iki katı. Ayrıca girişte sıkı bir güvenlik kontrolünden geçiyorsunuz(silah sokmaya çalışmayın diye söylüyoruz).

Özet olarak biz bu Ruin Bar konseptini pek sevdik. Kendimizi bu harabe barlarda pek rahat hissettik ve üç gecemizin üçünde de gecenin sonunda kendimizi bu barlarda bulduk. Eğer Budapeşte’de çok zamanınız yoksa ve nokta atışı yapmak isterseniz direk Szimpla Kert’i deneyebilirsiniz.

El Rapido Meksika Restaurantı

Burası da salaş bir Meksika restoranı ve alt katında da barı var. Ayaküstü atıştırmak isterseniz hem fiyatları uygun hem de yemekleri güzel. Alt katındaki barı beğenmedik ama Burrito ve Tacolarını pek sevdik. Kenara not edilebilir.

Szimpla Haztaji Boltocska

Szimpla Haztaji Boltocska

Bu ismini telaffuz edemediğimiz mekan, güzel bir kahveci ve kahvaltı menüleri de var. için  Biz atmosferini sevdik, sandviçleri ve kahveleri de gayet güzeldi. Kahvaltı için tavsiye edebiliriz. Sandviç + Kahve + Portakal Suyu 5 Euro civarı tutuyor. (Gereksiz bilgi: Macarlar soğanın gücüne inanmış, adamlar kahvaltıda yiyecekleri sandviçlerin içine bile soğan koyuyor, yemiyorsanız baştan uyarın.)

Matyas Pince : Matyas Pince, Budapeşte’nin en turistik restoranlarından birisi. Tam bir ‘turist’ restoranı olduğu için, yemeğinizi Çigan çalgıcılar eşliğinde yiyorsunuz ve haliyle hesap da ona göre geliyor 🙂 Güzel bir restoran ama biz böyle çok “tourist trap” restoranları sevmediğimiz için çok keyif alamadık.

Bors Gasztrobar: Burası da butik bir kahveci. Yine öneri üzerine gittiğimiz bu mekanın kahvelerini ve tatlılarını sevdik ama çalışanları gereksiz derecede kabaydı. Sezar’ın hakkı Sezar’a-blog olarak, kahvelerini beğendiğimiz için yazmak istedik. Tercih sizin:)

Soul Food : Soul Food da yine barlar bölgesinde bulunuyor. Dışarıdan çok güzel gözüküyordu, denemek istedik ama baya kalabalıktı. Bir gün gidip deneyebilirsiniz eğer bize de haberin. 🙂

Kuglof

Kuglof :  Burası Vaci Utca Caddesi’nin üzerinde butik bir cafe. Önünden geçerken tatlıları gözümüze çok güzel gözüktü ve içerisini de sevdik. Hem kahveleri hem tatlıları güzel hem de fiyatları uygun. Kahve çeşitleri 1 Euro civarı ve dilim pastaları da 1,5 Euro civarıydı.

Sark 2 : Sark 2, Budapeşte’nin çok ucuza içebileceğiniz öğrenci mekanlarından. İçerisi tam bir kaos, böyle langırt masası arasına sıkıştırılmış sandalyelere falan oturuyorsunuz, yanınızda jetonlu boks aletleri falan duruyor ama içki fiyatları çok ucuz. Votka-viski shotlar 1 Euro civarı ve doğal olarak öğrencilerin uğrak mekanı. Biz de denedik ve zehirlenmediğimize göre sorun yok!

For Sale Pub : For Sale Pub Budapeşte’nin ruin barlarından bir diğeri. Burayı diğerlerinden ayıran şey ise içeride hödüklük(!) yapmanıza izin veriliyor olması. Durun hemen açıklayalım; Burada her masanın üstünde kocaman tasların içinde yer fıstıkları var ve içkinizi söylüyorsunuz, fıstıklarınızı yiyorsunuz ve çöplerini yerlere atıyorsunuz. Mekanın raconu bu olduğu için, yerler saman ve fıstık kabukları dolu, bir nevi çöplük gibi. 🙂 Avrupa’da çerez bulduğu için sevinen yolda-bi-blog olarak burayı sevdik.

Christmas Marketlerden

Instant: Burası da Budapeşte’nin en büyük ‘harabe bar’larından. Daha doğrusu hem var hem gece kulübü diyebiliriz. Çok geç saatlere kadar açık olan mekan 3 katlı ve içerisinde onlarca oda var. Kimi odalarında tavanda ters duran eşyalar, kimi odalarında eski dişçi koltuğu görmek mümkün ve her odasının konsepti farklı. Eğer dans etmek, geç saatlere kadar kalmak ve biraz kalabalık arıyorsanız işte burası orası!

Lampas Student Pub: Lampas, çok güzel atmosferi olan bir yeraltı barı ve her akşam canlı müzik var. Geç saate kadar açık ve biralar 1 Euro civarı. Tek sorunu ise aşırı kalabalık olması. Eğer akşam 10’dan sonra giderseniz oturacak yer bulmanız imkansız gibi, olsun burası ayakta da güzel!

Gördüğünüz üzere Budapeşte önerilerimiz, tarihi binalar ve sokaklar gezmekten öte yeme içme ve eğlenme üzerini kurulu. Vallahi bizden ötürü değil, Budapeşte’nin hali ahvali böyle. Avrupa’daki çoğu tarih dolu şehrin aksine, Budapeşte’nin gezilecek yerleri (görece) az ama yeme içmesi ve eğlencesi bol. Gece hayatı renkli, ucuz. Ve bize sorarsanız, hep karşılaştırıldığı Prag’tan bu açıdan kat kat daha güzel bir şehir. Hani normalde ‘şehrin şurasını görmeden ayrılmayın’ denir ya, Budapeşte için o ‘Gulaş yemeden ve Palinka içmeden ayrılmayın!’ olarak güncellenebilir. Nitekim biz sevdik, İstanbul’a benzediği için empati bile kurduk. Çok büyük ihtimalle siz de seveceksiniz!

Gezdik, yazdık, gidiyoruz!

Biz Instagram’da ve Facebook’ta da varız ve bekleriz.

https://www.instagram.com/yoldabiblog/

https://www.facebook.com/yoldabiblog/

Sevgiler!

“Budapeşte Gezi Rehberi – İstanbul’a Çok Mu Benziyor Ne?” hakkında 1 görüş

  1. Gerçekten Budapeşte harika ve sakin bir şehir.Tekrar gitmiş gibi olduk:) Ben gItmeden önce rehber ayarladım. Arkadaşlar süperlerdi. Havalimani transferini ve şehir turu kusursuzdu ve fiyatları uygundu. ( http://www.budapestetur.com ) Vaktinizi iyi kullanmak için kesinlikle aynısını yapın derİm. Hele bizim gibi kalabalık grup ve çocuklar var ıse çok fazdalı.Şehri hikayeleri ve tarihiyle gezmek çok zevkliydi. Estergona gelmişken gidin derim. Çigan gecesinde yer bulamadık bir dahaki sefere dedik…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir