Hem Turist, Hem Lokal gibi Londra Gezi Rehberi

Londra Gezi Rehberi

Londra’yı kimisi çok sever kimisi sevmez, kimisi büyük bir metropol bulduğuna sevinirken, kimisi ise aradığı düzenden ve sakinlikten çok uzak bir şehirle karşılaşır.

Bizim için Londra’nın yeri ayrıdır. Umut bir programla Londra’ya gidip bir dönem yaşadığı için ben(tanımayanlar için ben Asya) de düzenli olarak onu ziyaret ettim ve ‘aslında Avrupa’da temelli de yaşayabiliriz’ fikrimizin tohumları burada atıldı. Avrupayı çok geniş düşünmüş olsak gerek, sonradan Frankfurt’a taşındık ama aklımız Londra’da kaldı. Belli mi olur, bakarsınız bir sonraki evimiz Londra olur. 🙂

Londra’nın, Dünyada metronun ilk kurulduğu, trafik lambalarının ilk kez kullanıldığı, sanatın özellikle tiyatronun tavan yaptığı ve her sokağından tarih akan bir şehir olduğunu düşünürseniz, kesinlikle görülmeye değer bir şehir olduğu kesin. Bize sorarsanız hem seyirlik hem ömürlük bir şehir. (25 yaşından sonra Avrupa’ya taşınmak temalı yazımız da geliyor, yolda:) )

Londra’da görülmesi gereken o kadar yer var ki, eğer gelip 1 ay kalmıyorsanız, gezeceğiniz yerleri ilgi alanınıza ve zamanınıza bağlı olarak seçmek en mantıklısı oluyor. Ayrıca bunu yaparken de zamanınızı iyi planlamanız gerekiyor. Kendinize gün bazında bir liste bile hazırlayabilirsiniz. Bu sefer, rehberi biraz uzun tutup gezilecek yerleri kategorilere ayırıp yazacağız, siz aralarından keyfinize göre seçebilirsiniz. Hatta Londra’da görülmesi gereken o kadar çok müze var ve Umut da mimar olduğu için o kadar şevkle bir bir gezmiş ki, müze konusunda kendimizi tutamayabiliriz!

Ek not: Baktık hakikaten de gezecek aşırı yer var, 5 günlük örnek bir gezi rotası çıkardık. Umuyoruz ki geziyi planlama konusunda bir fikir verir.

Ayrıca bu sefer yeme-içme rehberini ayrı yazdık, onun için de tık tık!

Eh, başlayalım o zaman.

45
Klasikleşmiş Bir Fotoğraf ile Başlıyoruz.
İngiltere Vizesi:

İngiltere vizesi çoğu insana, alınması Schengen Vizesinden daha zor bir vizeymiş geliyor ve böyle nam salmış. Bize sorarsanız ise, korkulacak bir durum yok ve eğer evraklarınız tamamsa vize vermemeleri için hiç bir sorun yok. Ve eğer ingilizce biliyorsanız ya da size başvuru formunu doldururken yardımcı olacak birisi varsa, aracı acentalara para dökmenize hiç gerek yok. Kendi başınıza çok rahat halledebilirsiniz.

Tek yapmanız gereken İngiltere’nin şu sitedeki https://www.visa4uk.fco.gov.uk/home/welcome online başvuru formunu doldurup randevu oluşturmanız, ücreti ödemeniz ve evraklarınızı teslim etmek için randevu gününü beklemeniz. İngitere vizesinin bir diğer iyi yanı da, Schengen vizesi gibi ne kadar süreli çıkacağının belirsiz olmaması. 6 aylık, 2 senelik ve 5 senelik seçeneğiniz var. Hangisinin ücretini yatırırsanız o kadar çıkıyor. (5 yıllık olanın biraz tuzlu olduğunu söylememize gerek yok sanırım!)

Vize o dönemdeki yoğunluğa bağlı olarak, 3-15 gün arasında çıkıyor genellikle, ama randevuyu da bir süre bekleyeceğiniz için, ne kadar erken vize işine başlarsanız o kadar iyi, bizden söylemesi 🙂

Birleşik Krallık vizesiyle İskoçya ve Birleşik Krallık’a dahil olan İrlanda topraklaklarına özgürce girebilirsiniz. İrlanda Cumhuriyeti (başkenti Dublin olan) topraklarına Birleşik Krallık vizesiyle girme şartlarını ise Dublin gezi rehberimizde yazdık. Buradan tık tık.

Bizimkiler "Winter Wonderland"de
Bizimkiler “Winter Wonderland”de
Ne Zaman Gidilir, Havası, Toprağı ve Pahalılık?

Daha önceki gezi yazılarımızda da ‘tabuları yıkan blog’ olmuştuk, bir kez daha İngiltere’nın havasından bahsederken olalım. Evet İngiltere havası kasvetli bir şehir ve yağmurlu olduğu doğrudur, fakat İngiltere için ‘sürekli çok soğuk’, ‘her gün kesin yağmurlu’, ‘içinize üç kat çorap giymeden çıkmayın’ diyenlere katılmıyoruz. Bunlar size korkutmasın. Bize sorarsanız, İngiltere’nin havası kesinlikle Orta Avrupa ülkelerinden (Almanya-Avusturya vs.) soğuk değil ve yağmur da her gün yağmıyor, ya da yağsa bile kısa sürüyor. O yüzden Londra ziyaretiniz kışa geliyorsa merak etmeyin, dayanılmayacak bir soğuğu yok. Hatta Christmas Zamanı gelirseniz yılbaşı pazarı ve eğlence alanı olan ‘Winter Wonderland’ın keyfini çıkartabilirsiniz.

Pahalılık konusuna gelirsek, evet Londra pahalı bir şehir, şehiriçi ulaşımı, turistik restoranlarda yemesi, London Eye’a binmesi ve bir çok turistik aktivitesi pahalı. Ama bütün bunların yanında, bir ‘sırtçantalı’ gibi gezmek isterseniz, 3 Sterline de sandviç alıp mis gibi parklarında karnınızı doyurabilir ve ‘tourist trap’lardan kaçarak, paranızı çok daha efektif kullanabilirsiniz. O yüzden ne kadar para harcayacağınız, sizin tatilinizi ne derece ‘lüks’ geçireceğinize kalıyor bir noktada. Sonuç olarak, pahalılıktan korkmak yok, yola devam! 🙂

Londra Metro Haritası
Londra Metro Haritası
Ulaşım ve Şehiriçi Ulaşım

İstanbul-Londra aşırı popüler bir destinasyon olduğu için, çok fazla havayolu gidiyor ve bu uçuşlar arasından denediğimiz THY, Pegasus, Atlas ve KLM’nin dördünden de memnun kaldık. O an en ucuzu hangisiyse, alın gitsin.

Şehiriçi ulaşıma gelirsek, Londra’da toplu taşıma sisteminde kullanılan bilet kartına verilen isim Oyster. Oyster kartı, içine önceden para yüklenen ve kullandıkça içindeki bakiyeden düşen bir ödeme sistemi olarak düşünebilirsiniz. ‘Travelcard’ ise aynı Oyster karta yüklenen ve belirli sayıda gün için sınırsız kullanım hakkı veren bir kart daha doğrusu hak. Londra, “6 Zone” yani bölgeden oluşuyor ve görülmesi gereken yerler genellikle 1 ve 2. Zone’da kalıyor. Metro kullanırken ödeyeceğiniz yani Oyster kartınızdan düşecek bilet ücreti, hangi zonelar arasında seyahat ettiğinize göre değişiyor. Zone sayısı arttıkça biletin ücreti de artıyor doğal olarak.

Eğer Oyster Kartınıza ‘Travelcard’ yüklemek, yanı 1 veya 7 günlük sınırsız toplu taşıma kullanma hakkı isterseniz, bunun için de hangi zone’larda geçerli olmasını istediğinizi seçiyorsunuz ve zone sayısı arttıkça ücreti de artıyor. Travelcard otobüslerde de geçiyor.

Oyster kartınızdan siz bindikçe mi bakiye düşsün, yoksa parayı baştan ödeyip rahat etmeyi mi tercih edeceksiniz, onu iyice düşünüp tartın ve fiyatları karşılaştırın. Travelcard almaya karar verirseniz ise Zone 1 ve Zone 2’de geçerli olsa yeter, zira genellikle(bir kaç yer hariç onlara değineceğiz) orada takılıyor olacaksınız 🙂 Bu arada Oysterkartı bütün metro istasyonlarında bilet makinalarından alabilirsiniz, özellikle aramanıza gerek yok. Bilet fiyatları yön yön ve saat saat değişiklik gösterdiği için buraya yazmıyoruz, artık o kısmını gidince görürsünüz 🙂

Londra metrosunun tam 270 durağı var ve günde 3 milyon insan kullanıyor! O yüzden başta biraz karıştırabilirsiniz ama merak etmeyin insan hemen alışıyor.

Regents Park
Regents Park
Nerede Konaklasak?

Londra’da Zone 1 (Oxford Caddesi ve bilimum ne ünlü yerleri) tahmin edeceğiniz üzere aşırı pahalı. İllaki Zone 1 civarında kalmak isterseniz de en mantıklısı Victoria ve King’s Cross civarında konaklamak. Zone 2 ise, orta bütçeyle gezmek için ideal ve hem şehri gezerken yola fazla para vermemiş oluyorsunuz hem de Zone 1 e göre çok daha ucuz. Belki de her Londra’yı gezenlerden duymuş olarabilirsiniz. Londra’nın merkezinde yani “zone 1″de çok yerlileri(çok parası olan) yaşamıyor. Bunun en büyük nedeni ise çok turistik ve çok pahalı. Asıl parası olan İngilizlerin yaşadığı yerler aslında, Hampstead gibi “zone 2” kalan yerler. Bu bölgeler nispeten daha sakin ve her yeri park zaten evin kapısında park edilmiş araba markalarından hangi bölgelerin zengin olup olmadığını kolayca anlayacaksınız. 🙂

Notting Hill'de da Konaklamak İsterdik ama Bir Böbrek İstemedik
Notting Hill’de da Konaklamak İsterdik ama Bir Böbrek Bırakmak İstemedik
Geldik gezme kısmına 🙂

Londra’da toplamda 3 aydan fazla zaman geçirdiğimiz için, çok fazla yer gezebildik ve uzun bir liste hazırladık, meydanları, müzeleri ve parkları ayrı kategorilerde yazdık ki ortalık karışmasın, düzenli dursun! İlgi derecenize göre değerlendirip, listenize atabilirsiniz. Bir öneri olarak, Londra’da en çok para harcayacağınız şeyler müze ve etkinlik girişleri olacağından, eğer gideceğiniz yerleri önceden planlayıp çoklu aktivite bileti alırsanız yarı yarıyadan fazla kar edersiniz ve zamandan da kazanmış olursunuz. Mesela Madam Tussauds Müzesi’nin ve London Eye’in biletini aynı anda kombine bilet olarak alabilirsiniz ve ikisine toplam 60 Pound yerine, 40 Pound ödersiniz. Bunun için en basitinden şuraya tıklayabilirsiniz.

Kolay gelsin!

Bir de şunu yazmadan geçmeyelim, Londra’da uyandınız baktınız yağmur yağıyor, atın kendinizi bir müzeye, siz müzeden çıkana kadar büyük olasılıkla yağmur durmuş olur ve siz de gezmenize kaldığınız yerden devam edebilirsiniz,

Oxford Caddesi'nde Noel
Oxford Caddesi’nde Noel
Gezme Faslı
Oxford Street:

Londra’da gezilecek yerler faslına en klişesinden başlayalım dedik. Bildiğiniz üzere burası Londra’nın tüketim mabedi ve üzerinde tonla mağazayı barındarıyor. Alışveriş yaparken kendinden geçen insanları bol bol görebileceğiniz bu cadde bizim için Londra’da çok da sevmediğimiz bir cadde ve zaten çoğu kafesinde kalabalıktan yer bulunmuyor. O kadar ünlü bu caddeyi görmeden olmaz tabii ki, ama bir-iki saatinizi ayırıp turladıktan sonra, hemen dibindeki ‘Regent Street’e geçebilirsiniz. Bu cadde hem daha estetik hem de Londra’nın meşhur 5 katlı oyuncakçısı ‘Hamleys’ bu caddede.

Oxford Street üzerinde dört tane tube(metro) istasyonu bulunuyor. Bunlar Hyde Park girişinden başlayarak sırayla, Marble Arch, Bond Street, Oxford Circus ve Tottenham Court Road.

Piccadilly Circus:

Regenst Street’in bir ucu olan Piccadilly Meydanı’nı, göbeğindeki Eros Heykeline benzetilen heykelden tanıyabilirsiniz(tanıyacağınız başka birşey her Londra’da çekilen filmde bol ışıklı bilboardlarıyla gösterilen meydan)! Bol bol sokak çalgıcısı, göstericisi, genci, yaşlısıyla burası bizim Oxford ve Regent Caddesi’nden çok daha fazla sevdiğimiz bir meydan ve gece yarısı olduğunda, gündüz olduğundan daha kalabalık olan bir sokak! Etrafındaki gece kulüpleri, müzikli dans etmeli mekanlar pek bizim tarzımız değil, biz Camden’ciyiz (ona ayrıca geleceğiz) fakat neyse işte buraya da gidin! Zaten burası, Covent Garden’a yakın olduğu için kesin yolunuz düşer.

Şunu da yazmazsak çatlarız, meydandaki heykel çoğu kişinin sandığı gibi Eros Heykeli değil, İngiltere’nin hayırsever mizacıyla bilinen reformcusu ‘Lord Shaftesbury’ heykeli, ama kaderin bir cilvesi sonucu Eros’la karışmış ve artık öyle biliniyor.

Soho'nun Meşhur Gay Barlarından Birisi
Soho’nun Meşhur Gay Barlarından Birisi

Picccadilly’nin arka sokakları Londra’nın gay ve lezbiyen barlarıyla ünlü Soho’yu oluşturuyor, Soho’nun arka sokakları ise ChinaTown yani Çin Mahallesini. Gerçi bu civarlardaysanız China Town’u özellikle aramanıza gerek yok, zaten etrafın bir anda çin restoranlarına, tabelalarınsa çinceye dönmesinden anlayacaksınız! Şöyle bir tur atın fakat yeme-içme kısmını başka yere saklasanız iyi olur, biz sırf merakımızdan, saçma bir mekanda iki tane çin tabağı ve bir sakeye 40 Pound ödeyip, doymadan kalktık ve sonrasında gidip döner yedik.

Chinatown’dan dönerken Leicester Meydanı’ndaki devasa M&M’s dükkanına uğrayabilirsiniz. Bildiğiniz şeker olan M&M’sin dükkanı burası fakat o kadar devasa ki, yüzbinlerce çeşit şeker ve çikolatanın içinde kayboluyorsunuz.

Bir de, eğer Londra’da tiyatro izlemek isterseniz, Leicester Meydanı’nda ucuza bilet alabileceğiniz ‘TKTS’ isimli bir gişe var. Bu gişelerden kimi zaman yarı fiyatına tiyatro bileti alabiliyorsunuz, aklınızda bulunmasında fayda var.

Burası da Meşhur ve Sempatik Covent Garden
Burası da Meşhur ve Sempatik Covent Garden
Covent Garden:

Piccadilly Circus, Covent Garden, Leicester Meydanı, Soho ve Chinatown birbirine çok yakın yerler. Haritayla kolaylıkla gezebilirsiniz. O yüzden biz, Piccadilly’yi gezdikten sonra Covent Garden’a yürümeye devam etmişsinzi gibi hesaplayıp, hemen burayı anlatmaya başlayalım.

Burası da Londra’nın nadide meydanlarından bir diğeri. Bir ucunda meşhur ‘Royal Opera House’, orta kısmında incik boncuk satan seyyar satıcılar ve devamındaki mağazalar zinciri ile görülmesi gerekenler listesine ilk sıralardan giren Londra meydanlardan kendisi.

Bu sokakta yeme-içme olayına girmenizi pek önermiyoruz, gereksiz yere pahalı, fakat nefsinize hakim olur da yemek yemez ve alışveriş etmezseniz çok daha fazla eğlenebilirsiniz. Londra’nın en büyük kitapçısı ‘Stanfords’ burada ve yüzlerce çeşit seyahat kitabı var (Hatta Londra’da yaptığımız tek alışveriş buradan bir Brezilya rehberi almak oldu sanıyoruz). Bir de Londra klasiği ‘ateş üfleyenler’, jonglörler, kart numarası yapanlar, pandomimciler, sokak müzisyenleri falan yani ne arasanız var, ee daha nolsun dimi!

Ha bir de, ‘London Transport Museum’ da burada, ona ayrıca müzeler kısmında değineceğiz.

Camden'nın Özeti(bizce)!
Camden’nın Özeti(bizce)!
Camden Town:

Kimisi buraya Londra’nın ‘at pazarı’ diyor, kimisi nalburcular çarşısı diyor, bizim için ise burası Londra’nın en güzel yeri! Her yerini ayrı ayrı fotoğraflamak istediğimiz bu semt, bize sorarsanız, Londra’nın ‘Brick Lane’ ve ‘Notting Hill’ ile birlikte en enteresan ve en güzel atmosferli semti ve aynı akşamlarımızı geçirmekten en çok keyif aldığımız yer.

Bizim pek sevdiğimiz bu Camden bölgesinde, her çeşit sokak yemeğini, her çeşit marketi, duvar yazılarını, kokteyl barları, ikinci elcileri ve hatta nargile barları bile bulabilirsiniz. Kuzey Londra’daki bu bölge, 18.yy Londra’sının nalburcular çarşısıymış ve zamanla dönüştürülürken, o eski atmosferi de korunmuş ve genci yaşlısı birçok kesimin Londra’daki favori mekanı olmuş. Londra’nın en salaş semti sayıldığından ‘posh’ Britishler çok tercih etmiyor ve daha çok düşük bütçeyle gezen gençler ve daha alternatif hayat tarzlı turistler tarafından akına uğruyor.

Bu bölgenin en meşhur yeri ‘Camden Lock Market’ ve bir nevi semt pazarı olan bu markette her türlü mutfağının sokak yemeklerini bulmak ve 5 Pounda doymak mümkün. Akşamları ise, çeşit çeşit pubları ve kokteyl barı ile daha bir cıvıl cıvıl. Londra’nın bir diğer yüzü sayılabilecek bu bölge, bizim en sevdiğimiz yer ve giderseniz mutlaka ortasındaki kanala bakan taburelerde bir şeyler atıştırıp, sıcak şarabınızı için.

Neredeee Camden, Neredee Notting Hill
Neredeee Camden, Neredee Notting Hill
Notting Hill:

Geldik bir diğer Londra favorisine. Burası kesinlikle her biri farklı renkteki sıra evleriyle, her cumartesi kurulan sokak pazarı ‘Portobello Road Market’iyle ve ikinci el dükkanlarıyla, Londra’da ayrı bir havası olan bölgelerden ve bize sorarsanız buralarda takılmak, Oxford Street’te takılmaktan çok daha keyifli. Eğer zamanınız varsa, bir öğleden sonranızı buraya ayırıp sokaklarında zaman geçirmeniz şiddetle önerilir!

Ayrıca her yıl Ağustos ayında burada 2 günlük bir karnaval oluyormuş ve Rio’dan sonra Dünyadaki en kalabalık sokak festivaliymiş. İki günlük Notting Hill Karnavalı’na biz denk gelemedik ama siz gideceğiniz tarihleri bir kontrol ediverin, olur mu olur bakarsınız denk geliverir!

16

Baker Street:

Adı bir yerden tanıdık geliyor, nereden diye düşüneceksiniz, hemen söyleyelim, Sherlock Holmes’in meşhur 221b numaralı evi bulunan ve dizisinde de sürekli adı geçen sokak burası 🙂

Şu an 221b numaralı ev Sherlock Holmes Müzesi olarak kullanılıyor ve giriş kişi başı 15 Pound. Müzeyi gezerken bir köşeden Robert Downey Jr. çıkacak gibi hissediyorsunuz. Kalabalık günlerde uzun sıra beklemeniz gerekebilir fakat bize sorarsanız kesinlikle değer. Ayrıca yanındaki hediyelik bölümünde de çok güzel hediyelikler var, Oxford Street’te hediyelikçilerin hiç yüzüne bakmamış olan biz, buraya bayıldık.

Londra’nın meşhur ‘Madam Tussauds Müzesi’ de bu caddede. Bu mumya müzesi tam 200 yıllık ve 200 yıldan bu yana Dünyanın her yerinden ziyaretçi akınına uğruyor. Bu kadar tutulmasının sebeplerinden biri ise kendisini sürekli yeniliyor olması. İçeride Fransız Devrimi’nde yapılmış ölüm maskelerinden tutun da dünyaca ünlü bir çok ünlünün balmumu heykeline kadar her şey var ve son dönemde ‘Sherlock Experience’a ek olarak ‘Star Wars Experience’ bölümü de eklenmiş. Müze 14 bölüme ayrılmış ve içeride taksilerle gezip, Star Wars karekterlerinden Michael Jackson’a kadar bir sürü karekterle fotoğraf çektirebiliyorsunuz, en sondaki dört boyutlu gösteri ise kesinlikle çok güzel. Bir Londra klasiği olarak, kapıda AŞIRI sıra oluyor ve bileti internetten almadıysanız saatlerce beklersiniz. Ayrıca normalde kişi başı 36 Pound olan müze bileti, internetten alırsanız 29 pound oluyor ve başka aktivitelerle birleştirip, kombine bilet alabiliyorsunuz. Böylece, kol gibi girmemiş oluyor afedersiniz! Bunun için buradan tık tık

Regent's Park
Regent’s Park
Regent’s Park:

İçinde bir botanik bahçesi de bulunan ve yanından regents kanalı geçen bu park, Londra’nın en sakin ve en turist akınına uğramayan parkı sayılabilir. Güzel havada millet bol bol top oynar, kafelerinde dondurma yer, bisikletle gezer ve kırlara yayılır. Güneşlenenlerden tutun da, yoga yapanlara kadar her çeşit insan vardır ve umarız Hype Park kadar popüler olmaz. Eğer hazır Londra’ya kadar gelmişken parklarında takılmadan olmaz diyorsanız, bizim favorimiz bu. Boşverin Hyde Park’ı canım, aman herkes orada zaten!

img_5221
Hyde Park
Hyde Park:

Geldik Londra’nın en meşhur parkına. Özellikle yaz aylarında efsane konserlere ev sahipliği yapan ve kışın da üzerinde Londra’nın en büyük Christmas Market’i Winter Wonderland kurulan park burası 🙂 Aslında burayı tek bir park değil, parklar ve bahçeler bütünü olarak düşünmek daha mantıklı. İnsanlar genelde burayı çok seviyor fakat özellikle yaz zamanı o kadar kalabalık ki, huzur bulmayı gidip ‘eh breh boşver’ deyip geri dönebiliyorsunuz. Eğer çok zamanınız yoksa ve kış zamanı geldiyseniz, en azından ‘Kensington Gardens’ bölümünü gezebilirsiniz. Sezarın hakkı sezara, Hyde Park’ın diğer bölümlerinde aşırı otantik bahçeler yok fakat Kensington Bahçeleri’nin güzel ve görülmeye değer olduğu kesin.

Winter Wonderland'de Bir Sevgili Pozu da Bizden
Winter Wonderland’de Bir Sevgili Pozu da Bizden

Winter Wonderland:

Kasımın son haftası Hyde Park’ta kurulan ve Ocak ayının ilk haftasına kadar süren, ve Christmas Market’le, Lunapark karışımı olan Winter Wonderland’a bayılıyoruz ve siz de kesinlikle bayılırsınız! Dönme dolaplara ya da kamikazelere binmeyecek olsanız bile, ya da alkol almıyor olsanız bile, burası Christmas Havası’nı Avrupa’da en iyi hissedebileceğiniz yer ve Avrupadaki çoğu Christmas Marketi gezmiş olmamıza ragmen, Winter Wonderland’la yarışabilecek olanına hiç rastlamadık.

Evet içeride fiyatlar biraz tuzlu ve haftasonları aşırı kalabalık fakat süslemeler ve yiyecekler o kadar güzel gözüküyor ki, soğuktan kaba etleriniz dona dona her yerini geziyorsunuz. Eğer lunapark kısmınında bir şeye binmek isterseniz, böyle yaklaşık 70 metre yükseğe çıkıp deli gibi dönen bir dönme dolap var, ona binip bize küfredebilirsiniz! Evet daha çok donuyorsunuz ve bir tarafınız atıyor ama klasik Roller Coasterlardan çok daha eğlenceli olduğu kesin. İnince de sıcak şarabınızı alıp gezinmeye devam edebilirsiniz! Gördüğünüz gibi Winter Wonderland’a sevgimiz sonsuz, Londraya Noel Zamanı gelirseniz buraya geliniz, eğleniniz lütfen!

Buckingham Palace:

Burası kraliyet ailesinin resmi ikametgahı ve çalışma alanı ve Londra’nın bir diğer mis gibi parkı St James Parkı’nın içinde bulunuyor. Hemen bitişiğinde ise kraliyet ailesinin koleksiyonlarının sergilendiği ’Quenn’s Gallery’ bulunuyor. Big Ben’le birlikte Londra’nın simgelerinden sayıldığı için, önü her daim aşırı kalabalık oluyor. İçerisi gezmek istiyorsanız yine önceden bilet almanız şart. Bilet fiyatları ise 12 Pound ile 20 Pound arası değişiyor. Biz Buckingham Sarayı’nı öyle pek “şaaşaalı” bulmadığımız için içini de gezmedik fakat turistliğin şanındandır diyerek bir ‘selfie’mizi çektik!

Buraya kadar gelmişken, Londra’nın bir diğer simgesi ‘Big Ben’i de görebilirsiniz. Saray ve saat kulesi birbirine çok yakın.

Big Ben aslında, saat kulesinin adı değil, saat kulesinin 13 tonluk çanının adıymış fakat zamanla kule de ‘Big Ben’ diye anılmaya başlamış. Kulenin gerçek adı ise Elizabeth Kulesi ve Big Ben’in önü de her daim Buckingham Palace gibi aşırı kalabalık. Şöyle bir fotoğrafını çekip geçebilirsiniz, zaten yapacak başka bir şey de yok.

Bizim Eski Yaşlı Meşhur Big Ben
Bizim Eski Yaşlı Meşhur Big Ben
Westminster Sarayı:

Geldik başka bir saraya. İngiltere’de Lordlar kamarasına ve avam kamarasına ev sahipliği yapan Westminster Sarayı’nın aslında büyük bir kısmı, 1834’teki bir yangında yok olmuş ve bugünkü gotik haliyle yeniden inşa edilmiş. Zaten Thames Nehri’nin kenarında yürürken böyle kocaman bir yapıyı fark etmemeniz imkansız. Bir de buraya giderken Westminster Köprüsü’nden geçerseniz tamamdır, bir turist misyonunu daha tamamladınız!

Az kalsın unutuyorduk, bir de Westminster Abbey var ki, İngiliz Kraliyet ailesinin düğün, cenaze gibi önemli günlerine ev sahipliği yapan manastır olur burası ve Darwin, Dickens ve Newton gibi daha niceler de burada gömülü.

İngilizler bu manastırı yere göğe koyamıyorlar fakat öğrenciye bile girişi 15 Pound yapmayı ihmal etmemişler. Biz St. Paul Katedrali’ne girmeyi kafamıza koyduğumuz için burayı girmeyi es geçtik.

London EYE:

Turist atraksiyonlarından oldum olası uzak durmaya çalışan bir blog olarak, size London Eye’ı öneremeyeceğiz fakat yine de bahsedelim tabii ki!

Hani Avrupa’da her şehrin ne bilelim bir tepesi, bir kalesi falan vardır, oraya çıkıp şehrin manzarasına bakarsınız, fotoğraf çekersiniz, sevgili Britishler bunu düşünmüşler ne yapsak da insanlar fotoğraf çekmek için sıraya girse demişler veee Thames Nehri’nin kenarına en yüksek noktası 135 Metre olan bu dönmedolabı yapmışlar! Normal bir dönme-dolaptan farkı, bir turu 40 dakikada bitirmesi ve 25 kişilik kapsüller şeklinde olması. Kişi başı ücreti de 20 Pound civarı. Bize sorarsanız, o 40 dakikayı Londra’nın güzel sokaklarında gezerek geçirebilirsiniz ve o 20 Pound’a Camden’da bir güzel yiyip içebilirsiniz ya da British Museum’u gezebilirsiniz. Londra’yı tepeden izlemek aklınızda kalmasın istiyorsanız da, şarabınızı ve sandviçinizi alıp Primrose Hill’e gidebilirsiniz.

Bütün bu karalama çalışmalarımıza ragmen vazgeçiremediysek, biletinizi buradan alarak sıra beklemekten kurtulabilirsiniz,

Tower Bridge:

1800’lü yılların sonlarına doğru yapılan Thames Nehri üzerindeki köprü, Dünyanın en ünlü açılıp-kapanabilen köprüsüymüş. Köprünün üst bölümünde köprü tarihini anlatan bir müzesi de var. Köprüden ücretsiz geçiyorsunuz fakat bu üst kata çıkmak isterseniz, kişi başı 10 Poundu gözden çıkartmanız gerekiyor. Bize biraz gereksiz geldi ve çıkmadık, onun yerine köprünün hemen bitimindeki Tower of London(Londra Kalesi’ni) ziyaret ettik. Buraya da girişte kişi başı 15 Pound gibi bir para veriyorsunuz fakat değiyor.

Kale hem şehrin en tarihi yapılarından birisi hem de bu geniş komplekste çeşitli yapıları ziyaret edebilisiniz. Ayrıca kalenin bir başka meşhur olduğu konu da hayaletler! 🙂 Kafası kesilerek idam edilen Anne Boleyn’in hayaletinin kesik kafası koltuğunun altında dolaştığına dair onlarca yıldır süregelen bir hikaye var ve eminiz ki buna da inanan çıkacaktır!

İçeri Girmesi 15 Pound Olmasa Güzel Katedral Aslında
İçeri Girmesi 15 Pound Olmasa Güzel Katedral Aslında
St. Paul’s Cathedral:

Her şehirde bir katedral ziyaret etmezsek bir yerimiz şişiyor biliyorsunuz! Geldik Londra’nın meşhur ve her yıl 2 milyon(!) insan tarafından ziyaret edilen katedraline. Maalesef girişi biraz kazık (15 Pound) ve çoğu zaman kalabalık oluyor fakat Londra’nın sisli puslu manzarasına bakmak isterseniz 15 Pound verip hem katedrali gezebilir hem de katedralin dar koridorlarından 110 metre yükseklikteki tepesine çıkabilirsiniz. Bu açıdan London Eye’dan çok daha mantıklı olduğunu düşünüyoruz, o yüzden verdik gitti!

Şunu Çekmeseydik Aşırı İçimizde Kalırdı
Şunu Çekmeseydik Aşırı İçimizde Kalırdı
Greenwich Gözlemevi:

Greenwich, Londra yakınlarında bir kasaba ve ismi de, tahmin edebileceğiniz gibi bu şehirde bulunan gözlem evinden geliyor. 1884 yılından itibaren Greenwich üzerinden geçen meridyen 0 derece kabul edilmiş ve yerel saat ayarlamaları Greenwich merkez alınarak yapılmış.

Gözlemevine giriş ücretsiz ve içerideki Astronomi ve Uzay müzelerini gezebiliyorsunuz. Yemyeşil manzarası ve size eski teleskopla baktırmaları dışında biz çok enteresan bir şey bulamadık açıkçası ama özellikle ilginiz varsa gelebilirsiniz. Bir de Londra Tube’u (metrosu) buraya kadar gelmiyor. Şehiriçi tren hattı veya otobüsle gelmeniz gerekiyor. Eğer buraya gelme planınız varsa şimdiden söyleyelim, bir ayağını 0 derece boylamın sağına ve diğerini de soluna koyarak fotoğraf çektirmeyeni gerçekten dövüyorlar. İçeride müzeyi gezen 10 kişi varsa, o boylam çizgisine basan 100 kişi oluyor! Neyse fazla gömmeyelim, sonuçta biz de bastık 🙂 )

Elizabeth İngilizce'sine Hazırlayın Kendinizi
Elizabeth İngilizce’sine Hazırlayın Kendinizi
Shakespeare’s Globe:

Orijinali, Shakespeare ve arkadaşları tarafından 1599 yılında kurulan Globe Tiyatrosu, 1613’de bir yangında yok olmuş ve ertesi yıl yeniden inşa edilmiş. Artık nasıl bahtsızlarsa, tiyatro 1644 yılında tamamen yıkılmış. Çok sonra 20.yüzyılda, bir dolu girişim ve projeyle, original Globe Tiyatrosunun çok yakınına, orijinalinin aslına sadık kalınarak şimdiki Shakespeare Globe Tiyatrosu kurulmuş.

Thames nehri kıyısında bulunan Shakespeare Globe Tiyatrosu bugün bütün dünyanın en iyi tiyatrolarından ve her yıl dünyanın en iyi tiyatrocuları buraya turneye geliyor. Eğer tiyatro seviyorsanız ve önceden bilet yakalayabilirseniz, Shakespeare Globe’un sizi etkilememesi imkansız. Biz kışın gittiğimiz için kapalı salonunda izlememize ragmen ve tek bilet bulabildiğimiz oyun olan ‘The Changeling’i aşırı beğenmememize ragmen, Shakespeare Globe’dan çok etkilendik. Özellikle bizim ülkemizde şehir tiyatrolarının başına güreş hakemi getirildiğini düşününce insan bir tuhaf olmuyor değil! Bir de burada oyun izleme fırsatınız olursa muhşetem Kraliyet İngilizcesine hazırlayın kendinizi.

Büyük amfisindeki oyunlarda ayakta biletler 10 Pounda kadar düşüyor. Çok pahalıdır diye de hiç gözünüz korkmasın. Biletlere bakmak isterseniz buradan tık tık

Atkı İle Fotoğraf Çektirmek Bile Parayla
Atkı İle Fotoğraf Çektirmek Bile Parayla
Warner Bros – Harry Potter Turu

Bizim gibi 20’li yaşların sonlarında olanlar için Harry Potter’ın yeri ayrıdır. Aşırı turistik aktivitelerden ne kadar uzak durmaya çalışırsak çalışalım, konu Harry Potter olunca dayanamadık ve kişi başı 35 Pound’a kıyıp biletlerimizi aldık (hatta üzerine bir de soğuk su içtik).

Gitme planları olanlar için işin süprizini kaçırmak istemiyoruz, o yüzden çok detaya girmeyeceğiz fakat şunu söyleyelim gittiğimize değdi! Sizi stüdyolara gruplar halinde alıyorlar ve karşınıza bir anda Harry Potter ile ilgili unuttuğunuz detaylar çıkıveriyor. Griffindor ortak salon olsun, süpürge simulasyonları olsun, Dumbledor’un odası olsun her yer aşırı başarılı tasarlanmış ve stüdyonun açık kısmında ‘Kaymak Birası’ bile içebiliyorsunuz. Burada kendinizi nostaljik hissetmemeniz mümkün değil.

Eğer zamanında Harry Potter’ı çok sevdiyseniz ve nostalji yapmak istiyorsanız ve bütçeniz uygunsa, bu stüdyolar size Londra’da önereceğimiz ‘aşırı turistik’ atraksiyon olabilir. Bizim iyiki de gitmişiz dediğimiz yerlerden oldu. J.K Rowling, sen çok yaşa emi!

İnternetten bilet almak için buradan tık tık:

Harrods Alışveriş Merkezi:

Açıkçası hala niye bu kadar ünlü olduğunu anlamadığımız bu alışveriş merkezi, Londra’nın hatta dünyanın en pahalı alışveriş merkezlerinden birisi ve giden insanların sadece yüzde 5’i falan alışveriş yapıyordur diye tahmin ediyoruz.

Gıdadan elektroniğe, giyime, mücevhere daha doğrusu dünya üzerinde parayla satın alabilecek ne varsa bulabileceğiniz bu alışveriş merkezinde, çok paranız varsa doya doya harcayabilirsiniz (ya da bizim gibi hızlı bir tur atıp kaçabilirsiniz).

British Museum
British Museum
Müzeler
The British Museum:

Aslında British Museum ile ilgili söylemek istediklerimiz çok ve içinden ayrı bir yazı çıkar fakat kısa kesmeye çalışacağız. Şimdi bildiğiniz gibi burası İngitere’nin en ünlü müzesi ve bu devasa müzede Dünya’nın her yerinden getirilen Antik Çağ yapıtları ve etnografya koleksiyonları sergileniyor.

Müzenin içerisinde o kadar farklı kültürel miras var ki saymakla bitmez. Tarihi eserler, mumyalar, Nemrut salonu, Artemis Tapınağı, Gılgamış Tabletleri ve daha yüzlercesi ve eğer sanat tarine biraz ilgiliyseniz kafayı yersiniz. Düşünün ki, bir odanın içinde koca tapınak duruyor!

Bu müzeyle ilgili en çok tartışılan konu ise, British Museum’ın bu kadar tarihi eseri nasıl bir araya getirdiği. Birçok kişi British Museum’un bu eserlerin bir kısmını izinsiz aldığını, alırken de asla korumak niyetiyle almadığını ve geri vermesi gerektiğini savunuyor ve Britanya’nın tarihi boyunca sömürge altına aldığı ülkerin hiçbirinin tarihi mirasını korumak gibi bir amacı olmadığını, hatta tamamen kültürü yok etme üzerine kurulu olduğunu söylüyor.

Buna karşı çıkanlar ise, bunun tarih hırsızlığı değil, dünya mirasını korumak olduğunu ve tarihi eserlerin müzede çok iyi muhafaza edildiğini söylüyor. Biz, çift olarak bu konuda kendi aramızda fikir birliğine varamadığımız için daha fazla bir şey yazamayacağız, o yüzden kararı size bırakıyoruz 🙂

Hatta etrafınızda, ‘3-5 çanak çömlek Marmaray’ı 4 yıl geciktirdi’ falan diyen arkadaşlarınız varsa, onları da yanınızda götürün ki aydınlansınlar!:)

Natural History Museum (Doğa Tarihi Müzesi):

Londra’nın her gün açık ve ücretsiz olan Doğa Tarihi müzesi bizce kesinlikle, bir sürü para verilip girilen müzelerden çok daha iyi ve gitmeden biraz araştırırsanız çok daha fazla verim alabilirsiniz. Botanik, böcek bilimi, zooloji gibi sayısız bölümü var ve doğal olarak her bölüm ilginizi eşit oranda çekmez. Mesela eğer çocukla gitmiyorsanız, eğitim amaçlı konmuş bölümleri es geçebilirsiniz, okulda değiliz sonuçta dimi geziyoruz!

Bizim buradaki favori bölümümüz ise ‘Darwin Bölümü’ oldu. Bu bölümü ziyaret etmek için önceden isminizi yazdırıyorsunuz ve sıranız geldiği zaman sizi alıp, müzenin arka tarafında bilim adamlarının çalışma yaptığı binaya götürüyorlar. Eğer mideniz kaldırırsa, Darwin’in zamanında keşfedip kavanoza sakladığı hayvanları bile görebilirsiniz.

Size tavsiyemiz bu müzeye kadar gelmişken, hemen yanındaki Victoria&Albert Museum’a da gitmeniz. Bu dekoratif sanat ve tasarım müzesine de giriş ücretsiz ve müze her gün açık. Ayrıca sürekli yeni sergiler oluyor ve müzenin kendisi ilginizi çekmese bile en azından sergileri gezebilirsiniz. Ne zaman, ne sergisi var bakmak isterseniz sizi buradan alalım tık tık.

National Gallery
National Gallery
The National Gallery:

İzninizle sanata boğulmaya devam ediyoruz. Leonardo Da Vinci’den Van Gogh’a, Monet’ten Gauguin’e onlarca ressamı ve resimlerini barındıran bu galeri, doğal olarak Londra’ya gelen turistlerin uğrak noktası ve girişi de ücretsiz!

Galeri çok büyük olduğu için, bütün galerileri gezmek ambele olmanıza sebep olabilir, o yüzden girişte hangi odada hangi galeri var ve nerede bakarsanız hem buradaki zamanınızı daha verimli kullanırsınız hem de kafanız karışmaz!

Tate Modern:

Her şehrin bir modern sanat müzesi olur da Londra’nın olmaz mı hiç! Tate Modern de Londra’nın Modern Sanat Müzesi ve yeri çok kolay. Thames Nehri’nin üzerindeki Millenium Köprüsü’ni bulup karşıya geçiyorsunuz ve Tate karşınızda.

Tate Modern dünya’nın en önde gelen modern sanat müzelerinden birisi eski bir fabrika yapısının dönüştürülmesiyle müze haline getirilmiş ancak içerideki devasa galeri boşluğu insanda garip bir his oluşturuyor. Ayrıca mimarlara özel, biz gittiğimizde modelleri sergilenen Herzog & De Meuron’nun ek binasını da görme fırsatınız olacak. Biz göremedik üzgünüz. 🙂 Ayrıca içerideki sergiler gerçekten güzel sergiler 🙂

Günün çeşitli saatlerinde rehberli turlar oluyor, gitmeden önce internet sitesinden bakarsanız bu turları da yakalayabilirsiniz. Diyeceğimiz o ki, bizim Tate’ye puanımız tam!

London Transport Museum:

Sanırım bu Londra’da para verip girdiğimiz ve paramıza değmeyen tek müze oldu. Covent Garden civarındaki müzenin girişi 15 Pound ve Londra’nın ulaşım mirasını gösteriyor. Kırmızı trenler, otobüsler ve eski ulaşım araçlarını görmek fena değil fakat 15 Pound etmediği kesin. ( Burada bize sığ bakıyorsunuz diyenler olabilir, ne yapalım artık:) !)

Gitmek isteyip de bir türlü gidemediğimiz müze ise Londra’nın meşhur müzesi ‘İmperial War Museum’ oldu. Zamanınız kalırsa ve ilginizi çekerse değerlendirebilirsiniz.

İlk ve Tek Biz ve Big Ben
İlk ve Tek Biz ve Big Ben
Ufak Tefek Öneriler:

*Eğer otel yerine apart tuttuysanız ya da kaldığınız hostelde mutfak varsa, Londra’nın çok yerinde bulunan ve ucuzluğuyla meşhur Tesco süpermarketlerden kendinize sandviç malzemeleri alıp, öğle yemeklerini sandviçle geçiştirebilirsiniz. Tesco candır.

* İngilizlerin meşhur çay markası ‘Twinnings’. Ama artık Türkiye’de de neredeyse her süpermarkette satılıyor ve fiyat açısından da Londra’dan almakla bir farkı yok. Neyse bilemedik isterseniz hatıra olsun diye alabilirsiniz!

*Kanal turu olayından hiç bahsetmedik bile, ne kadar gereksiz olduğunu siz anlayın. Londra gibi mis mis sokakları olan bir şehri yürüyerek keşfetmek o kadar güzel ki, kanalda bir teknenin içine tıkılıp bir de üstüne tonla para vermeye hiç gerek yok. Tam bir ‘tourist trap’.

*Stamford Bridge, Chelsea takımının futbol stadyumu. Eğer ilginiz varsa ziyaret edebilirsiniz biz futbola pek ilgimiz olmadığı için burayı, hayvanat bahçelerini sevmediğimiz için de Regent’s Park’ın içindeki meşhur ‘London Zoo’yu ziyaret etmedik. O yüzden yorum yapamıyoruz.

*Gitmeden önce Tube Map uygulamasını telefonunuza mutlaka indirin, internetsiz de çalışıyor ve Londra’nın metro ağı bilgilerine ulaşabiliyorsunuz.

*British Museum ve National Gallery’i üstünkörü değil de güzelcene gezmek isterseniz yarımşar gün ayırmanız gerektiğini unutmayın, ona göre plan yapmakta fayda var.

*Size alışveriş konusundan pek bahsedemiyoruz, zira Londra’da hiç alışveriş yapmadık. 🙂 Ama gördüğümüz kadarıyla şunu söyleyelim, Londra’nın minnak ve retro butiklerini tenzih ederek söylüyoruz, Londra’da göreceğiniz markaların yüzde 95’i Turkiye’de de bulabileceğiniz mağazalar ve alışveriş yapmazsanız bir şey kaçırmazsınız. Ufak tefek hediyelik almak için ise Camden Town bölgesi ideal. Oxford Street ya da Thames kenarında gördüğünüz magnetler ve diğer minik hediyelerin aynısı Camden’da genelde yarı fiyatına oluyor.

Bir gezi yazısının daha sonuna geldik, buraya kadar azimle okuduysanız tebrikler!

Umut bir dönem Londra’da yaşadığı için ve ben de (Asya) sık sık yanına gittiğim için, Londra’yı baştan aşağı gezme şansımız oldu ve şehirde yapmak istediklerimizi yapabildik. Lüks aktivitelerden ve pahalı yemeklerden kaçındığımız için Londra’nın pahalılığını da çok hissetmedik. Sabahları kahvaltıyı evde yapıp, öğlenleri sandviçle geçiştirip, akşamları da ucuza yemek yiyebileceğimiz yerleri seçerek bütçemizi müzelere ve görülmesi gereken binalara ayırdık. O yüzden Londra’nın pahalılığı size korkutmasın, ucuza gezmek her zaman mümkün.

Londra hakkında genel izlenimlerimize gelirsek, kesinlikle bu kadar ilgiyi hakeden bir şehir ve bu konuda samimiyiz. Herkesin çok sevdiği fakat bizim bol bol ‘giydirdiğimiz’ şehirler yok değil çünkü (bkz Prag)! Bir kere bir turistin isteyebileceği her şey fazlasıyla var. Müze seviyorsanız en güzelleri, park seviyorsanız en yeşilleri ve dünya mutfağı derseniz, her milletin mutfağı bu şehirde. Hepsini yapayım diyorsanız, biz de size bunun için örnek bir 5 günlük gezi listesi hazırladık! 🙂 Tabii zamanınız kalırsa buna ekleyebileceğiniz (Greenwich) gibi alternatifler çok. Londra’ya gitme planı yapanlara şimdiden iyi tatiller!

1.Gün: Thames kenarında baştan aşağıya yürüyüş ve bu sırada Tower Bridge – St Paul’s Cathedral ve Tate Modern. Öğleden sonra British Museum. Akşam da Camden Town’u keşif.

2.Gün: St. James Park ve içindeki Buckingham Palace – Westminster Palace – Westminster Abbey – Westminster Bridge ve Big Ben. Öğleden sonra Covent Garden ve China Town. Akşam da Soho’yu keşif.

3.Gün: Natural History Museum – Science Museum – Victoria& Albert ve Regent’s Park ve zamanınız kalırsa Kensington Gardens.

4.Gün: The National Gallery – Piccadilly Circus – Oxford Street – Regent Street – Leicester Square ve Baker Street ve Sherlock Holmes Museum

5.Gün: Tussauds Museum – Warner Bros Tour ve Hyde Park (zamanınız kalırsa)

Londra gezi yazımızı yazarken farkettik ki, gezecek yerleri kadar yeme-içme yerleri de pek güzel ve yaz yaz bitmiyor, öyleyse yeme-içme için ayrı bir rehber yapalım dedik!

59

 

Instagram’da da varız. Tanısanız Seversiniz!! ?

https://www.instagram.com/yoldabiblog/

4 thoughts on “Hem Turist, Hem Lokal gibi Londra Gezi Rehberi”

  1. Ben de geçen ay aldım biletimi ama henüz başka bir şey yapmamıştım. Blogunuza tesadüfen denk geldim. Kesinlikle çok güzel bir yazı olmuş. sık kullanılanlara kaydettim. Notlarımı alacağım yazdıklarınızdan:)

    İyi ve daha çok seyahatler dilerim…Yazmayı da unutmayın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir