Close
Yurtdışında Yaşamak – Frankfurt’ta İlk Zamanlar

Yurtdışında Yaşamak – Frankfurt’ta İlk Zamanlar

Yurtdışında Yaşamak – Frankfurt’ta İlk Zamanlar

 

Gel Bakalım Almanya!

Blogdaki diğer ‘Yurtdışında Yaşamak’ konulu yazılarımızda okullara başvurmak, öğrenci vizesi almak' ve ev bulmaktan bahsettik. Hal böyle olunca sıra geldi Almanya’da ilk günlere. Aslında biz Frankfurt’ta ilk zamanlarımızdan bahsedecek olsak da, oturum izni ile ilgili prosedürler ve diğer bir takım diplomatik ıvır zıvır Almanya’nın genelinde aynı. O yüzden Almanya geneli bir yazı olduğunu düşünebilirsiniz.

Evet, diyelim ki ‘Gel Bakalım Almanya’ dediniz ve yaklaşık 50(!) kilo valizinizle Frankfurt’a vardınız. Size ilk önereceğimiz şey internet kullanabileceğiniz bir hat almak olacak çünkü ilk günlerde tren saatinden okulunuzun adresine kadar her şeye internetten bakıyorsunuz ve Frankfurt Wi-Fi konusunda gelişmemiş bir şehir. Almanya’da Türklerin aşırı kullandığı ‘Ay-Yıldız’ diye bir operator markası var ve Türkçe menü seçeneği de olduğu için bizim havaalanında ilk yaptığımız şey ‘Ay-Yıldız’ kontürlü hat almak oldu. Dersimize çalışıp gitmiştik ve internet sorunumuzu bu şekilde çözmüş olduk.

İkinci hayati şey ise toplu taşıma kartınız. Almanya’daki yüksek lisans programınızın ücretini öderken ek olarak dönemlik 200 Euro civarı bir üniversite harcı ödüyorsunuz ve bu paraya dönemlik öğrenci toplu taşıma kartınızın ücreti de dahil. Yani aslında kartınız siz daha gitmeden hazır oluyor ve okulunuza uğrayıp bu kartı aldığınız anda artık toplu taşıma sizin için ücretsiz. Frankfurt’ta mesafeler çok kısa olsa da çok aktarma yapıyorsunuz ve her seferinde bilet almaya çalışırsanız çıldırırsınız. O yüzden biz de ikinci günümüzde koşa koşa okullara gidip toplu taşıma kartlarımızı aldık ve koca bir oh çektik! Sizi Frankfurt’tan soğutmak gibi olmasın ama Frankfurt’un çok başarısız bir metro sistemi var ve hem çok karışık hem de habire bozuluyor. O yüzden ilk günlerde bir buluşmaya ya da bir randevuya giderken metroda kaybolarak harcayacağınız zamanı da hesaplayın. Ben yanlış metro hattına bindiğim için okulun oryantasonuna geç kaldım ve aynı şekilde okuldaki ilk dersimi de yine metro bozulduğu için kaçırdım! ‘RMV’ isimli aplikasyon Frankfurt’un toplu taşıması için bir kurtarıcı görevi görüyor ve nereden nereye, nasıl, kaç dakikada gidebileceğinizi kontrol edebiliyorsunuz, ayrıca metro hatlarında bir gecikme olacağı zaman da ilk olarak bu aplikasyona yansıyor. O yüzden çok akıllı telefonlara daha gitmeden indirebilirsiniz!

Almanya'ya hoşgeldiniz!
Almanya'ya hoşgeldiniz!

Bu arada bir ek bilgi verelim, okula kayıt olurken okul ücretinizi ve yıllık harcınızı bir Türk bankası hesabınızdan yollayacaksanız, bankanın sizden kestiği komisyon ücreti dışında bir de Almanya’daki karşı bankanın da alıcıdan yani okuldan komisyon ücreti keseceğini unutmayın. O yüzden siz tam 'ücret+komisyon' ücretini yollamış olsanız bile para okula eksik ulaşabiliyor ve böyle olunca sizin kaydınızı yapmayabiliyorlar. Benim geçen sene okula ikinci dönem için yolladığım harç 15 Euro eksik gitmiş ve adamlar da bunun için beni uyarmak yerine, kendim farkedeyim diye(!) iki ay bekledikten sonra ve ben doğal olarak farketmeyip parayı yollamadığım için beni ‘de-matricule’ etmişler, yani okuldan kaydımı silmişler! Neyse ki sonra okul asistanlarından birine ulaştım ve durumu düzelttirdim fakat bununla ilgili maili aldığımda nasıl delirdiğimi tahmin edersiniz.

Kalacak yer konusuna diğer yazıda uzun uzun değindiğimiz için tekrarlamıyoruz ve sanki siz o konuyu halletmişsiniz gibi devam ediyoruz. 🙂

Diyelim ki kalacak yeri ayarladınız, internetinizi aldınız ve toplu taşıma kartınız var; artık sıra oturum izninizi için yapmanız gereken formalitelere geliyor. Bildiğiniz gibi, size gelmeden önce verilen vize geçici bir vize ve 6 ay içinde oturum iznine çevirmeniz gerekiyor. Yani elinizdeki vize sizi 6 ay idare edecek fakat bu sırada sizden bir takım istekleri oluyor. Bir Alman bankasında hesap açmanız, kalıcı sağlık sigortası yapmanız ve ‘Bürgeramt’a yani yabancılar kayıt ofisine giderek kendinizi kaydettirmeniz gibi.

İşte bizim devrelerimiz, Frankfurt’ta bu formaliteleri yerine getirmeye çalışırken attı ve neredeyse tüm bürokratik işlerin çay içilme zamanları arasında halledildiği ülkemiz bile bu konuda Frankfurt’a bin basar! Gerçekten!

Almanların çok dakik insanlar olduğu, çok çalışkan oldukları ve işlerini asla aksatmadıkları söylenilir. Fakat şu kadar söyleyelim ki, en azından Frankfurt'takilerin bununla uzaktan yakından alakası yok. Her an bir terslik, bir gecikme ve bir saçmalık kapınızda…Güzel yanı ise, ilk 1 aydan sonra işinizi bir şekilde yaptırmayı öğreniyorsunuz. Belki de biz bahtsız bedeviydik diyeceğiz ama sadece bizim başımıza da gelmedi yani… Neyse, Almanya’yı bu konuda karalama kampanyamızın sonuna geldik. Konuya girelim.

Almanya’ya gelip de okulunuz başlayınca, iki hafta içinde Bürgeramt’a yani 'Yabancılar Kayıt Ofisi’ne gidip kendinizi kaydettirmeniz gerekiyor. Bunun için de kalıcı olarak yer bulmuş olmanız ve elinizde bir kira kontratı yahut bir yurt sözleşmesi olması gerekiyor. Gidince içeriden numara alıp kaydınızı yaptırıyorsunuz. Bu aşamada sıkıntı yaşamadık.

Yapmanız gereken bir diğer önemli iş ise bir Alman bankasında hesap açmak. Çünkü sigorta yaptırdığınızda sizden bu hesabınızı istiyorlar ve sigorta yaptırmadan da oturum izninizi alamıyorsunuz. Yani banka hesabı şart. Peki biz banka hesabını hangi bankadan mı açtık? Hemen anlatalım!

İlk önce Almanların en büyük bankası Deutsche Bank’a gittik ve yarım saat sıra bekledikten sonra hesap açmak istediğimizi söyledik. Bu arada elimizde İsBank’ta 1 yıllık bloke hesap açtırdığımıza ve en az 1 yıl Frankfurt’ta yaşayacağımız belgemiz var tabii ki. Görevli ise pasaportumuza bakıp vizemizin 6 aylık olduğunu, bunu oturum iznine çevirmeden bize banka hesabı açamayacağını söyledi. Biz ‘E zaten oturum almak için de hesap açmak gerekiyor!?’ deyince Almanca bir şeyler söyleyerek uzaklaştı (gıcıklık fora). Biz de zaten çok meraklısı değildik diyerek çıktık başka banka bakmaya.

İkinci olarak bir diğer büyük banka Sparkasse’ye gittik. Burada da sözleşmelerinin Almanca olduğunu ve Almanca bilmiyorsak sözleşmeyi imzalayacağımızı, dolayısıyla sadece İngilizce konuşan ‘biz’e hesap açamayacaklarını söylediler. Haliyle buradan da elimiz boş döndük. Üçüncü gittimiz banka Commerzbank oldu ve burada çalışan bir Türk görevli bulup derdimizi anlatınca, ‘Gelin yea ben size açayım iki tane’ dedi ve paşa paşa sözleşmemizi imzalayıp hesabı açtık! Belki işlerin nasıl yürüdüğü hakkında bu size bir fikir verebilir.

Neyse diyelim ki siz diğer bankalarla uğraşmadınız ve hesabınızı direk Commerzbank’ta açtınız, sıra sağlık sigortasını halletmeye geliyor. Bildiğiniz gibi Almanya’ya gelirken çeşitli acentalardan yaptırdığınız sigorta sadece seyahat sigortası ve Almanya’ya geldiğinizde ‘öğrenci sigortası’ yaptırmanız gerekiyor. Bunun için üç seçeneğiniz var. İlki ve burada en popüler olanı ‘AOK Genel Sağlık Sigortası’. En kapsamlı sağlık sigortası olduğu için her yerde geçiyor ve özel doktor kliniklerine dahi para ödemiyorsunuz. Frankfurt’ta bizim Türkiye’deki Dünya Göz Hastenesi’nin şubesi var ve istediğiniz an gidip muayene olabiliyorsunuz mesela. Aylık ücreti ise 90 Euro civarı. Evet biraz pahalı fakat kendinizi garantiye almak isterseniz en iyi çözüm kesinlikle AOK ve sadece Almanya’da değil EU üyesi bütün ülkelerde geçiyor.

İkinci seçenek ise özel sağlık sigortası olan Mawista. Mawista sadece acil durumları kapsıyor ve önce siz ödemeyi yapıp sonradan şirketten talep ediyorsunuz. Fiyatı ise aylık 35 Euro civarı. Eğer sık hastalanmayan ve hastaneye nadir giden birisiyseniz Mawista’yı değerlendirebilirsiniz. İsterseniz buradan Mawista’yla ilgili bilgileri okuyabilirsiniz.

Üçüncü seçenek ise hala ne işe yaradığı bir muamma olan AT11 Sigorta belgesi. Bu belge, Almanya ile Türkiye’nin yaptığı antlaşma sonucu, Türkiye’de hali hazırda ebeveyn sigortasından faydalanıyorsanız bunu Almanya’da da saydırabiliyorsunuz ve bunun için AT11 denilen sağlık sigorta belgesini Türkiyede’yken çıkartmanız gerekiyor. Bu belgenin AOK gibi her şeyi kapsadığını söyleyenler var fakat ben Türkiye’den AT11 belgemi çıkarttırıp Almanya’ya gittiğimde, AOK acentası bu belgenin AOK yerine geçmediği ve hastaneden hastaneye değişeceğini söylemişti. Sonradan da hiç hastaneye gitmedim ve doğal olarak hangi koşullarda geçerli olduğunu bilmiyorum. Bu belgenin kötü yanı ise dönemlik olarak düzenlenmesi ve bir seneyi kapsayacak şekilde düzenlenmesinin mümkün olmaması. Dolayısıyla her dönem yenilemeniz gerekiyor. Ayrıca benim başıma açtığı bir diğer sorun da oturum iznimi alırken oldu. Oturum izni randevumdaki görevli, sağlık belgemin tek dönemlik olduğunu o yüzden bana 1 yıllık oturma izni vermeyeceğini söyledi ve sadece 3 aylık geçici oturum izni verdi. Bir sonraki oturum izni randevuma AOK yaptırmış bir şekilde gidince ise problem çıkmadı. Bu belgeyle ilgili ayrıntılı bilgi almak için 170’i arayabiliyormuşsunuz.

AT11 belgesi ile ilgili detaylı bir yazı okumak isterseniz buraya bakabilirsiniz.

Bu arada şuraya bir bilgi ekleyelim. Almanlar tam bir mektup kullanma delisi. Her türlü önemli evrağınız, banka kartlarınız, kart şifreleriniz ve oturum izni kartınız bile size postayla ulaşıyor. Hala böyle nuh nebiden kalmış yöntemleri var anlayacağınız. O yüzden resmi kurumlara ya da bankaya verdiğiniz adresin geçerli olduğundan emin olun yoksa aylarca resmi evrak bekleyebilirsiniz 🙂

bürokrasi çok sıkıcı olunca biz de rahatlatıcı fotoğraf koyalım dedik
bürokrasi çok sıkıcı olunca biz de rahatlatıcı fotoğraf koyalım dedik

Oturum İzni

Geldik Frankfurt’a gelirken aldığımız geçici ‘National Visa’mızı oturum iznine çevirme hikayemize. Hikayemiz diyorum çünkü gerçekten de bizim için yılan hikayesine dönen bir mesele oldu ve sonu ‘mutlu son’la bitse de bizi yordu.

Devam etmeden önce şunu bir kez daha söylemek istiyorum ki, yazdıklarımızın hiçbirisi resmi bilgiler değil, sadece bizim tecrübelerimizdir. Kimi yabancılar ofisi Almanya’da kibarlığı ve dakikliğiyle bilinirken, Frankfurt’unki ne kadar uyuz olduğuyla bilinir ve biz de uyuzun uyuzuna denk geldik. Sizin oturum izni alma süreciniz yaşadığınız şehire bağlı olacaktır deyip devam ediyorum. 🙂

Frankfurt’ta süreç şöyle işliyor; siz şehire taşınıp da yukarıda bahsettiğimiz işleri hallettikten sonra, Frankfurt Yabancılar Ofisi’ne (Auslenderbehörde) e-mail atarak durumunuzu anlatıyorsunuz, bilgilerinizi veriyorsunuz ve vizenizin hangi tarihte biteceğini yazarak, uygun bir tarihe sizin için randevu oluşturmalarını istiyorsunuz. Onlar da genellikle randevu tarihinizi vizenizin bitme tarihinden 1-2 gün öncesine verip, gerekli belgeleri yazıyorlar ve sizi o tarihte çağırıyorlar. Böyle yazınca ne kadar kolay duruyor ve işler tıkır tıkır işleyecekmiş gibi geliyor değil mi?

Öncelikle şunu söyleyelim (Frankfurt için yazıyoruz), randevu istediğinizde en erken randevu tarihini 3 ay sonrasına verebiliyorlar çünkü yoğunluktan dolayı randevular aylar öncesinden alınmış oluyor. Yani vizenizin bitmesine 2 ay kala e-mail atarsanız size ‘boş randevu yok’ deme olasılıkları yüksek. İkincisi ise, ingilizce bilmelerine ragmen asla ingilizce mail atmıyorlar ve siz ingilizce yazarsanız ya Almanca cevaplıyorlar ya da daha kaba olan ihtimal, ‘bu mailin aynısını Almanca yaz yoksa cevaplamayacaz’ gibi bir cevap geliyor! Bunu iki kere yaşadık ve ikisinde de mecburen paşa paşa Almanca’ya çevirip yazmak zorunda kaldık.

Neyse, biz de disiplinli-bir-blog olarak Frankfurt’a taşınmamızın ilk ayında Auslenderbehörde’ye e-mail attik ve Umut için vize randevusu istedik (benim randevumu okulum ayarlamıştı). Cevap olarak da, ‘X tarihi, akşam 19.00 için randevunuzu oluşturduk’ geldi. Başta ‘Akşam 19.00 biraz geç değil mi fekat göçmenler de olduğu için geç saate kadar açık heralde’ diye düşünerek daha fazla sorgulamadık ve o gün o saat için Almanca bilen bir tanıdığımızdan bizle gelmesi için rica ettik. (Siz eğer Almanca bilmiyorsanız risk alıp yalnız da gidebilirsiniz fakat bazı görevliler asla ingilizce konuşmuyor ve öyle birine denk gelirseniz geri çevrilme ihtimaliniz hep var, Umut’un iki tane hintli arkadaşını Almanca konuşamadıkları için ‘kışkışlayarak’ odadan çıkarttıklarını da söyleyelim de ‘abartıyosunuz’ demeyin!)

Nihayet verdikleri randevu günü geldiğinde saat 18:30 gibi yabancılar ofisinin önüne gittik ve ne oldu dersiniz, bina kapalı, kapı duvar! Bir tek bina bekçisi var ve ona sorduğumuzda da suratımıza bön bön bakarak ‘burası saat 5 dedi mi kapanır’ dedi. Biz de afedersiniz ayaklarımızı totomuza vura vura eve döndük ve bize randevu veren e-mail adresine ‘ Dalga mı geçiyosunuz, Umut’un vizesi 3 gün içinde doluyor ve 4 gün sonra da Türkiye’ye uçağımız var.’ mealinde bir mail attik. Bir sonraki gün gelen cevapta ise aynen şu yazıyordu; ‘ Aa pardon ehe ehe 10.00 yazacağıma 19.00 yazmışım(yani 0 tuşuna basacağıma 9 tuşuna basmışım) , kontrol etmeden de size yollamışım ehe ehe ama maalesef yeni randevu veremem hepsi dolu ehe ehe siz en iyisi mi, yarın sabah 5’te(!) gidip kapıda sıraya girin ve numara alarak deneyin’!

dikkatli bakarsanız bizi o kuyrukta görebilirsiniz bizce!
dikkatli bakarsanız bizi o kuyrukta görebilirsiniz bizce!

Normalde kendi ülkenizde olsanız, ‘olur mu öyle şey sizin hatanız bu’ diye diretirsiniz fakat başka ve dilini bilmediğiniz bir ülke olunca bunu yapamıyorsunuz ve tek seçeneğiniz karşı tarafın dediklerini dinlemek oluyor. Biz de mecburen ertesi sabah 5’te yabancılar ofisinin kapısındaydık ve bizden önce gelen yaklaşık 150 kişiyle birlikte beklemeye başladık. Düşünün yaklaşık -10 derece havada dışarıda bekliyorsunuz ve yapacak başka bir şeyiniz yok. Bön bön etrafındaki insanların suratına bak, onlar da sana baksın falan. (neyse ki burada ‘’ne bakıyon lan?’’ kavgası olmuyor, yaşasın evropa medeniyeti, yaşasın surata bön bön bakabilme özgürlüğü). Bu şekilde yaklaşık 3 buçuk saat bekledik ve sonunda ne oldu dersiniz? Bizden önceki 100 kişi numara almayı başarmasına ragmen 100. kişiden sonrasına ‘numara bitti yarın daha erken gelin’ dediler ve yine elimiz boş eve döndük! Bir sonraki gün ise son şansımız olduğu için ve ertesi gün İstanbul’a uçağımız olduğu için, gece 2’de(!) evet gece 2’de sıraya girdik ve yine yağmurun altında ve -10 derecede sabah 8’e kadar bekleyerek numara almayı başardık ve sıramız gelince de sonunda oturum iznimizi aldık. O 3 gün boyunca yaşadığımız sinir stres bize Almanya’nın bürokrasisine asla güvenmemeniz gerektiğini öğretti ve o günden sonra yaşadığımız sorunlarda susmamayı, bir şekilde türk usulü ‘söylene söylene’ işimizi yaptırmayı öğrendik.

Umarız bizim yaşadığımız deneyim gerçekten de ‘unique’dir ve bizim şanssız günümüze denk gelmiştir. Fakat yine de kendi oturma hikayesi alma hikayemizi anlattık ki, türlü türlü abidik gubidik sorunlar çıkabileceğini de hesaba katın:) Pek sevimli Auslenderbehörde’nin sitesine de ne olur ne olmaz buraya bırakalım.

Bir de söylemeden geçmeyelim, bütün bu olaylar vuku bulurken çevirmeyi unuttuğunuz, çevirisine ihtiyaç duyduğunuz belgeler olabilir. Böyle durumlarda 7/24 hizmet veren şu siteye girip çeviri talep edebilir, işinizin acil olduğunu da söyleyebilirsiniz. Kenara kaydetmekte fayda var:)

Formalitelerle ilgili de diyeceklerimiz şimdilik bu kadar. Niyetimiz asla sizin gözünüzü korkutmak değil, sadece Almanlarla ve Almanya’yla biz Türkler ayrı devinim frekansındayız ve buna çok kolay adapte olunamıyor, arada devreler atıyor. Fakat bu koşuşturmalar bittikten sonra rahatlıyorsunuz ve şehrin sakinliği sessizliği hoşunuza gitmeye başlıyor. Özellikle koşuşturmadan, sakin sakin, fazla bağırmadan yani Frankfurt’un hayat akışına uyum sağladıktan sonra burası eviniz oluyor ve sade yaşamın ‘eksik yaşam’ olmadığını daha iyi anlıyorsunuz. Yeter ki ilk 1-2 ayın zorlukları ve alışma süreci atlatılsın!

Şimdiden güzel taşınmalar ve herkese yeni ülkesinde bol şans dileriz.

Geldik, yazdık, gidiyoruz!

 

Sevgiler.

Biz Instagram’da ve Facebook’ta da varız ve bekleriz.

https://www.instagram.com/yoldabiblog/

https://www.facebook.com/yoldabiblog/

4 comments

  1. Frankfurt’ta gecirdigim yaklasik 2.5 yildan sonra söyleyebilecegim su ki; Yabancilar Ofisi bu sehrin uzak ara en sevimsiz ve en Alman düzeninden uzak noktasi. Hatta binayi yaptiklari yerin Frankfurt’un en soguk noktasi oldugu icin secildigi konusunda bir teorim bile var. Örnegin Darmstadt’ta bu islemler cok daha pratik ve basit yürüyor, Ya da baska bir resmi daire, örnegin ehliyet isiniz oldugunda gördügünüz muamele fazlasi ile ‘Batili’, ama 3-5 kelime Almanca esliginde dogallikla.

    1. yoldabiblog says:

      Kesinlikle katılıyoruz. O binada geçirdiğimiz süreler korku filmlerinden farksızdı. ?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close